Yeryüzünü Kuşatan Piramitler

 

Yeryüzünü Kuşatan Piramitler

 

Piramit: Hindistan’dan Peru’ya kadar birçok yerde yükselen bütün piramitlerin orijinal modeline Atlantis’te rastlarız. Bu kendine özgü mimari yapı biçimi tarihin doğuşundan çok önceki döneme kadar gider. Kadim Hint tradisyonlarını ihtiva eden Puranalar’da günümüze kadar kalan piramitlerden çok öncesine ait olan piramitlerden söz edilir. Keop’s piramidinden önce dünya üzerinde artık çoktan beridir yıkılıp kaybolmuş olan benzer biçimdeki sayısız yapılar yükselmişti.

Ignatius Donnelly (1831-1901)

Keops Piramidi Ve Gizemli Özellikleri

Piramitlere ve piramit biçiminde inşa edilmiş yapılara dünyanın her yanında rastlanır. Nitekim Mısır’daki küçüklü büyüklü otuz kadar piramitten başka ilginç piramit ve piramit tipi yapı örnekleri orta ve güney Amerika, Çin, güney doğu Asya , Hindistan ,Mezopotamya ve Fransa gibi birbirinden oldukça uzakta yer alan yörelerde görmekteyiz. Ancak tüm bu özellikler arasında piramit deyince akla ilk gelen kuşkusuz yüzyıllardır insanları hayrete düşürmüş, araştırmacıların ilgisini çekmiş ve yapısal mükemmelliği boyutları, coğrafi konumu ve kendine özgü enerjetik tezahürleriyle başlı başına bir olay haline gelmiş olan Keops (Khufu) piramididir.

Keops piramidi ya da diğer adıyla büyük piramit mısır’ın başkenti Kahire’nin 16km. kadar batısında Gize düzlüğünün insan gücüyle düzenlenmiş 1,5km.karelik platosu üzerinde 39km. Yükseklikten Nil vadisine bakar. Piramidin taban yüzeyi yaklaşık 53.000m.karelik bir alanı kaplar. Taban kenar boyu 230m.dir. bu devasa yapıyı çepeçevre dolaşmak için 1.km’ye yakın yani tam 930,664 metrelik bir mesafe kat etmek gerekmektedir. Hacmi 2.500.000metreküp ağırlığı ise 6.500.000 tonu bulur.

Yüzleri yerde 51 derece 52 dakikalık bir açı yapan piramidin orijinal yüksekliğinin 146 ila 148 metre dolayında olduğu tahmin edilmektedir.orijinal yapıda bulunması gereken kapak taşının artık mevcut olmaması nedeniyle bugünkü yüksekliği 137m. Kadardır. Yüzlerdeki taşların çıkıntılarını basamak gibi kullanmak suretiyle tepe noktasına 30 dakikada çıkmak mümkündür. 2.600.000 adedi aşkın granit ve kireçtaşı blok kullanılmış olup bu blokların ağırlığı da 2 tondan 70 tona kadar değişir. Santimetrenin kırkta birine kadar bir hassasiyetle kesilen bloklar o kadar hassas bir şekilde birleştirilmiştir ki aralarındaki derzlerin açıklığı hiçbir zaman santimetrenin yirmide birini aşamaz. Bu birleştirme işleminde harç kullanılmamıştır. Bugün bile taş blokları ek yerlerine bir iğne bir saç teli dahi sokulamaz. Yapılan hesaplara göre büyük piramit İngiltere’de Hz. İsa’dan bu yan inşa edilmiş olma tüm katedral, kilise ve şapellerdekinden daha fazla taş kütlesine sahiptir.

Orijinal haliyle Keops piramidinin üzeri cilalanmış kireçtaşı levhalar ile kaplıydı. Dolayısıyla yüzleri bugünkü gibi basamaklı değil de düm düzdü. Hem depremler hem de gayretkeş insanlar yüzünden bu tabaka artık tümüyle yok olmuştur. Denildiğine göre kireçtaşı plakaların çoğu Kahire’deki inşaatlarda kullanılmıştır.

Gize düzlüğünde Keops piramidi ile birlikte daha küçük olan iki piramit daha vardır. Büyük piramidin biraz ufağı Keops’tan sonra Firavun olan Kefren’e ve daha da ufağı Kefren’den sonra gelen Mikerinos’a atfedildi. Ayrıca Keopsun eşleriyle kızları için inşa edildiği ileri sürülen altı küçük piramit daha vardır ki hepsi birden Gize Piramitlerini oluştururlar.

Arap tarihçisi Abu Zeyd El Balkhy, kadim bir yazılı kaynağa dayanarak büyük piramidin “çalgı takımyıldızı, yengeç burcundayken yani Hicretten iki kere 36bin yıl önce” inşa edildiğini yazar. Bu da yaklaşık olarak günümüzden 73 bin yıl öncesine tekabül der. Hem Mme. Blavatksy bu tarihi Mısır’daki Danderah Burçlar Kuşağına dayanarak doğrulamakta, hem de piramit üzerinde yapılan Karbon-14 tarih belirleme çalışmaları İ.Ö. 71bin yılına işaret etmektedir.,

Büyük piramit asırlarca kapalı bir kutu olarak kalmış ve bu devasa yapının giriş yerine ait bilgiler çok uzak bir geçmişte ortadan kaybolmuştu. Tarh kayıtlarına göre piramide girmeye çalışan ilk kişiye İ.S. 820 yılında rastlıyoruz: Harun Reşid’in oğlu olan halife Abdullah El Mamun, piramidin içinde muazzam hazinelerin saklı olduğunu duyduğunda bu gizemli yapıya nüfuz etmeyi kafasına koymuştu.

Çevresine topladığı mühendis mimar ve inşaatçılarla birlikte günlerce bir giriş aradı durdu. Bulamayınca da doğrudan yapının taş kütlesi içinde bir delik açmaya karar verdi. Ne var ki çekiç ve kalemler taşı çizmiyordu. Mücadeleyi bırakmamaya kararlı olan El Mamun adamlarına taşları kızgınlaşana kadar ısıtmaları ve akabinde üzerilerine soğuk sirke dökerek çatlatmaları için emir vermişti.

Bu şekilde 30 metrelik küçük bir delik açtıktan sonra bu son derece yorucu ve verimsiz çabadan vaz geçiyordu ki, damlarından biri yerinden kayan büyük bir taşın çıkardığı sesi tespit etti, demek ki taşın düştüğü yerde bir boşluk vardı. Tekrar gayretlendiler ve sesin geldiği yöne doğru tünel açmaya devam ettiler.

Nitekim sonunda 90 cm. den biraz daha yüksek olan bir geçite vardılar. Burası 26 derecelik i bir eğimle önce piramidin taş yapısı içinden sonra da altındaki kaya zemininden içinden aşağıya doğru inen İniş Geçidiydi. Geçidin dik eğimine rağmen Araplar önce tünelden yukarıya doğru inatla ilerleyerek gizli girişi keşfettiler. Sonra basık tavanlı ve tehlikeli olan ini geçidinden aşağıya doğru inemeye başladılar. Ve en dipteki yer altı odasına ulaştılar. Bu odada tozdan ve döküntüden başka bir şeye rastlamadılar. Odanın en dibinde yer alan daracık tünele girdiler ama burası 15m. İlerde kör bir duvarla bitiyordu. Ayrıca yer altı odasının zemininde bir kuyu bacası vardı. Ve burası da ancak 9m.derinliğe kadar inip kalıyordu.

Al-Mamun’un adamalrı daha sonra geriye döndüler ve geçişte düşen bir taşı buldular. Bu taşın kırmızı granitten olan bir başka taşın önünü örttüğünü fark ettiler. Bu iri granit girişin 20mç kadar ilerisinden yukarıya doğru çıkan ikinci bir geçidin önünde tıkaç vazifesi görüyordu. Ancak sert granitte bir yol açmak imkansızdı. Granitin çevresini oyarak daha yumuşak olan kireç taşının içinde açtıkları tünelden ilerlemeye başladılar. Yollarına granitten iki tıkaç daha çıkmasına rağmen yılmadılar. En sonunda basık tabanlı olan ve gene 26 derecelik bir eğim yapan çıkış geçidine vardılar. Dizleri üzerinde sürünerek 45 metrelik bir mesafe boyunca kaygan taşların üzerinde ilerlediler ve bir yatay tünele girdiler. Bu tünelin sonunda kendilerini çıplak bir odada buldular. Bir kenarı yaklaşık 5.5 metreyi bulan kare biçiminde eğik tavanlı bir mekandı burası. Araplar kadınları eğik tavanlı mezarlara gömdüklerinden bu odanın adı kraliçe odası olarak kaldı. Burada da doğ duvarındaki boş nişten başka bir şey yoktu. Üstelik düzgün döşeme taşlarından yoksun olan kaba bir zemini vardı. Bugün kraliçe odasının piramidin tepe noktasının tam altında yer aldığını biliyoruz.

Gerisin geriye çıkış geçidine dönem Araplar, meşalelerini kaldırdıklarında üzerilerinde bir boşluğun yer aldığını fark ettiler. Birbirlerine omuz vererek dar ama yüksek tavanlı olan bir galeriye çıktılar. Aynen çıkış geçişinin eğiminde yukarıya doğru devam ederek 47m kadar uzanan bu büyük galerinin yüksekliği 8,5 metreyi buluyordu. Galeri boyunca her iki yanda 50cm. Genişliğinde iki rampa uzanıyordu. Rampalara arası genişlik ise bir metre kadardı. Ve en nihayet bu galerinin üst ucunda önce yüksek bir basamaktan geçilerek alçak tavanlı bir ön odaya ve oradan da duvarları tavanı ve tabanı cilalanmış kırmızı granitten olan büyük bir odaya girdiler. Burası bugünkü adıyla kral odasıydı. Kral odasının uzunluğu on metre genişliği beş metre ve yüksekliği beş buçuk metre kadardı.

Al-Mamun ve adamları, kral odasında hazine yerine sadece iyice cilalanmış koyu çikolata renginde granitten yapılmış boş bir lahit buldular. AL-Mamun rüyalarının hazinesine kavuşmaktı ama kararlılığı ve becerikliliği sayesinde piramide girilmiş ve geçitleriyle odaları keşfedilmişti. Zaten önemli olan da bu değil miydi?

Al-Mamun’un çabalarından tam 450 yıl sonra 1270 yılı civarında büyük piramit büyük depremlere maruz kaldı. Bu arada dış yüzünü kaplayan beyaz taş plaklar söküldü. Ancak bilindi kadarıyla Al-Mamun’dan birkaç asır sonrasına kadar piramidin içine girmek isteyen herhangi bir kimse ortaya çıkmadı. Keops piramidinin pek tekin ir yer olmadığına inanılıyordu. 12yy.da Bağdatlı bilim adamı Abdul Latif piramide girecek cesareti kendinde bulmuştu ama bu teşebbüsünün akabinde de korkudan bayılıvermişti. Neticede 1838 yılına kadar piramidin bilinen başka ziyaretçisi olmadı. Bu tarihte İngiliz matematikçi ve astronom John Graves Keops Piramidne gezegenimizin ölçülerini belirleyecek bilgiler bulmak amacıyla giriyordu. Kral odasın vardığından böylesine büyük bir yapının içinde boş bir lahitten başka bir şey bulunmayan bu mekanı örtmek üzere inşa edilmiş olduğunu düşünerek buna şaştı. Aradığını bulamamıştı. Ama gene de bir bilim adamı olarak piramitle ilgili tespitlerini not etmekten kendisini alıkoyamadı.

Greaves bu araştırma sırasında, piramidin içinde Al-Mamun’un bulamadığı yeni bir bölüm keşfetti. Büyük Galer’in rampası üzerinde rastladığı bir taş bloğu kaldırınca doğrudan piramidin derinliklerine inen dik bir baca buldu. 90cm genişliğindeki bu kuyunun duvarına girintiler kazılmıştı. Buralara basa basa 18 m. Derinliğe kadar indi. Burada kuyu ufak bir oda şeklinde genişliyordu. Bugün buraya mağara denilmektedir. Greaves ayrıca piramidin ölçülerini tesbit etmeye çalıştı. Graeves’in yaptığı ölçümler o devrin ünlü bilim adamı Sir Isaac Newton’un dikkatini çekmiş ve hatta Newton bu konuya ilişkin bir tez hazırlamıştı.

Sonradan zaman zaman başkaları da piramide girip yeni ölçüler tespit etmişler yeni keşiflerde bulunmuşlar ve Keops Piramidi hakkındaki mevcut bilgilere yenilerini eklemişlerdi. Bunlardan İngiliz Nathaniel Davison, kral odasının tam üzerinde odanın büyüklüğünde ancak ayakta duran bir kesmeyi barındıramayacak kadar basık tavanlı bir mekan keşfetti. Burası kral odasının tavanını oluşturan yekpare bir granit bloğun üst kısmında kalan bir boşluktan ibaretti. Bu yerin tavanını da gene bir granit blok kapıyordu. Bu mekana Dvison’un odası denildi.

Napolyon’un Mısır seferi sırasında bir grup matematikçi ve bilim adamı piramidin o zamana kadar yapılmış olan e sıhhatli ölçülerini tespit ettiler. Piramidin üzerinde durduğu platformu ve köşe taşlarının yerleştirilmesi için zemindeki kayaya oyulmuş olan yuvaları ortaya çıkardılar.

19.yy başlarından az sonra piramidin içine yerleşip orada yaşamasıyla ün yapacak olan kaptan Caviglia adındaki bir şahıs, Graves’in bulduğu kuyunun mağaradan da aşağıya doğru devam edip en sonunda iniş geçidiyle birleştiğini tespit etti. 1836da kendisine katılan Albay Hoeard-Vyse ile birlikte Davison’un odasının üzerinde üç benzer mekan daha keşfettiler. Buraları kral odasının üzerine kat kat yerleştirişmiş olan granit blokların aralarında kalan boşluklar oluşturuyordu. En tepedeki boşluğun tavanı da iri kireçtaşı bloklarıyla eğimlendirilmişti. Howard-Vyse bu üst üste bindirilmiş granit boşluk düzeninin kral odası üzerinde duran 60m lik taş yığınının basıncından kurtarmak amacıyla inşa edildiğini ileri sürdü. Howard-Vyse, ayrıca piramidi belirli bir eğimde dıştan içe kat ederek kral odasına açılan iki adet hava kanalını da ortaya çıkardı. Bu kanalları temizleyince oda sürekli olarak temiz hava almaya başladı ve 20dereclik sabit bir ısıda kaldı. Bunladan piramidin kuzey yüzüne açılan kanal 31 derecelik güneydeki de 45 derecelik bir eğimle uzanıyordu.

Kraliçe odasından da yarım bırakılmış olan ve dışarıya açılmamış olan hava kanalları uzanmaktadır. Bunarlı kraliçe odasına açılan ve tıkalı olan deliklerini 1872 de mühendis Waynman Dixon açmıştır.

Kefren Piramidi Ve Özellikleri

Kefren piramidi Keops piramidinin hemen yakınlarında yükselir. Yüksekliği hemen hemen büyük piramidin yüksekliğine yaklaşan ve biraz daha yüksek bir taban üzerinde inşa edildiğinden büyük piramitten daha yüksekmiş gibi görünür. Taban kenarı 216m’yi bulmaktadır, tepe kısmındaki kireç taşı kaplamalar her nasılsa yerinde kalmıştır. Keops piramidi ile kıyaslandığında iç mekânları çok basit bir düzene haizdir. Kuzeydeki girişin açıldığı geçitten yapının tabanında ve tepe noktasının altında yer alan bir odaya ulaşılır.

Ancak piramidi çevreleyen zeminde kuzey girişinin hemen altına rastlayan bir noktada ikinci bir girişin daha yer aldığı görülür. Bu giriş tamamıyla tabandaki kayada oyulmuş bir geçide açılmaktadır. Bu ikinci geçit de önce aşağıya doğru bir eğim yaptıktan sonra yatay bir şekilde devam eder ve sonra yokuş yukarı çıkarak birinci geçidin zeminine ulaşır. Kefren piramidindeki odada kırık kapağı yanında duran güzel bir granit lahit bulunmuştur.

Mikerinos Piramidi ve Özellikleri

Mikerinos piramidi 108m.yi bulan taban kenarı ve 70m’lik yüksekliği ile Keops ve Kefren piramitlerinin yanında ufacık kalır. Kuzey yüzündeki girişten ulaşılan bir geçit önce bir ön odaya oradan da tepe noktasının tam altında yer alan üç ayrı odaya açılmaktadır. Bu odalar farklı seviyelerde yerleşiktir. En üst odaya açılan bir çıkmaz koridor, inşaat planında bir değişiklik yapılmış olabileceğini akla getirmektedir.

Howard-Vyse ikinci odaya girdiğinde burada bir bazalt lahit tahtadan bir tabut kapağı ve bir de mumya bulmuştu. Bazalt lahit ne yazık ki İngiltere’ye götürülürken sulara gömülmüştür. Diğer ikisi de British Museum’dadır.

Gize Piramitleri Ve Ortak Özellikleri

Gize piramitlerinin üçünde de şu ortak özelliklere rastlanır:

- Yapıların yüzleri yerle 52 derecelik bir açı yapmaktadır

- Giriş yerleri kuzey yüzlerinde açılmış olup giriş geçitleri yerle 26 derecelik bir açık yapar ve bu doğrultuda doğrudan gökkutbuna bakarlar.

52 derecelik açık piramitçilerin inşaatçıları için dairenin kare haline getirilmesine ilişkin kutsal geometri probleminin çözümünü sağlayan bir unsur olmuştur. Şöyle ki bir eğimde tam olarak 51 derece 52 dakikalık bir açıda yapılmış bir piramidin yüksekliği ile tabandaki çevre uzunluğu arasındaki oran, bir dairenin yarıçapı ile çevresi arasındaki orana eşit olacaktır. Ve bu oran da 1/2pi değerindedir. Dolayısıyla Gize piramitlerinin inşasında pi değerlerinin kullanılmış olması son derece çarpıcı bir husus olarak bilim adamlarının ilgisini çekmiştir ve çekmektedir. Pi değerine haiz olan söz konusu oran diğerlerine nazaran mükemmel denebilecek bir doğrulukta ve hassasiyette inşa edilmiş bulunan Keors piramidinde ancak binde bir bir hata nispetinde gerçekleştirilmiştir. Üstelik büyük piramidin iç mekânları da aynı geometrik sisteme göre düzlenmiştir. Neticede büyük piramit daireyi kare haline geitmr biliminin en yüce bir örneği olarak kabul edilir.

Giriş geçitlerinin gökkutbuna baktığı parlak yıldızın ise Alpha Draconis yani Ejderha Takımyıldızı olduğu hususunda hem astronomlar hem de okült kaynaklar hemfikirdirler. Üstelik büyük piramidin kuzey yönündeki hava kanalı da giriş geçidiyle hemen hemen aynı doğrultuda olup kral odasını bu yıldızın ışığıyla irtibatlandırıyordu.

Geçen yy.lın ünlü astronomu Herschel, 4bin yıl kadar önde gökkutbunda yer akmış olabilecek parlak bir yıldız aramış ve bunun Alpha Draconis olduğunu tespit etmişti. Dünyanın presesyon hareketinden yola çıkarak yaptığı hesaba göe bu yıldız İ.Ö. 2800 yılarında piramitlerin giriş geçitlerini aydınlatmış olmaktaydı. Ncak Mme. Blavtsky’nin de belirttiği üzere presesyon hareketi yaklaşık 26binyılda tamamlandığı için aynı yıldız her 26bin yılda bir gökkutbuna gelecektir. Dolayısıyla Blavatsky, Danderah Burçlar Kuşağının belirttiği tarihe dayanarak piramitlerin inşa tarihini İ.Ö.3000 civarında değil de ondan 3*26000=78000 yıl öncesine götürmektedir.

Gize piramitlerinin bir de ölümsüz bir bekçisi vardır. Sfenks. Bu gizem dolu dev heykelin Gize düzlüğü üzerindeki konumu son derece ilginçtir. Doğu-batı doğrultusunda Kefren piramidinin üzerinden geçen bir hattın ucunda ve Keops ile Kefren piramitleriyle bir ikizkenar üçgen oluşturacak şekilde yerleştirilmiştir. Bu haliyle sanki bakışlarını yönelttiği Doğu’yu işaret etmektedir.

Okült öğretide geçen kutsal hayvanların bir sentezini oluşturan Sfenks’in Güneş Tanrısı Ra-Atum-Hermakhis’i temsil ettiği söylenir. Kumlar sürekli olarak üzerini örttüğünden kadim Mısırlılar zamanından beri birçok kez kumlardan temizlenmek sorunda kalınmıştır. Uzanan pençeleri arasında duran büyük bir kırmızı granit plakada firavun 4. Tuthmosis’in tahta çıkmazdan önce gördüğü bir rüya anlatılır: rüyasında Sfenks kendisine bedenini örten kumları temizlediği takdirde onu Firavun yapacağını söylemiştir. Ne yazık ki yazının gerisi okunamamaktadır. Daha sonra Romalılar zamanında 1818 yılında kaptan Caviglian 1878 Gaton Mospero ve 1925 te Service des Antiguites tarafından temizlenmiştir.

Sfenks sadece Gize’nin kumları üzerinde yükselen dev abideleri değil bunların yanı sıra kumların altıda uzanan yer altı galerileri ile odalarının da bekçiliğini yapmaktadır.

Mısır’daki Diğer Piramit Sistemleri

Mısır’da gizemli Gize piramitleri dışında rastlanan irili ufaklı piramitler arasında en ilginçleri Zoser’n Sakkara’daki basamaklı piramidi, Meidum’daki Yıkık piramit, Dahshur’un güneyindeki kırklı piramit ve kuzeyindeki Kırmızı piramittir. Mimarlığını ünlü Bİmbotep’in yaptığı söylenen Basamaklı piramit taş yapılardan ve avlulardan oluşan ve dev bir taş duvarla çevrili olan bir külliyenin ortasında yer alır. Çeşitli plan değişikliklerine uğradığı anlaşılan bu yapı altı kademe halinde 61 metreye ulaşmaktadır. Dikdörtgen biçimindeki tabanı da doğu-batı yönünde 120 metreyi ve kuzey güney ynünde 108 metreyi bulur. Piramidin altındaki derin bir kuyu geçitler ile odalardan oluşan bir yer altı labirentine geçer.

Dış kısmı yıkılan Medium piramidinden geriye bir kuleyi andıran çekirdek yapısı kalmıştır. Ayakta kalan bu iç yapı sayesinde piramitlerin nasıl inşa edildiklerine dair çok önemli bilgiler elde edilmiştir: iç kısmın sekiz kademeli bir basamaklı yapıdan inşa edilip bu basamakların taşlarla doldurulması ve dış kaplamasının da kireçtaşıyla yapılması sonucunda düzgün satıhlı bir piramidin ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Kuzey yüzündeki bir girişten ulaşılan 287 derecelik bir geçit Medium piramidinin tanındaki bir odaya açılıyordu.

Kare tabanlı kırıklı piramit, 185*185 metrekarelik bir alanı kaplar. Ayakta kalmış olan tüm Mısır piramitlerinin en iyi durumda olanıdır. Başka hiçbir piramidin dış kireçtaşı kaplaması bu kadar iyi korunmamıştır. Bir diğer özelliği de iyi giriş yerinin bulunmasıdır. Girişlerin açıldığı geçitlerden dirsekli tavanlı altında yer alan iki ayrı odaya ulaşılır. Bu piramide Kırıklı denmesinin nedeni yüzeyinin bir yere kadar 54 derecelik bir açı yapması ve buradan itibaren de 43derecelik bir açıyla yükselmesidir.

Kırmızı piramidin yüzleri tabandan tepe noktasına kadar 43 derecelik oldukça yatık bir açıyla yükselir. Kuzey yönündeki bir girişten 27 derecelik bir eğimle inen bir geçide girilir. Geçidin sonunda birbiri arkasına dizilmiş olan ve ortadaki tam olarak piramidin tepe noktasının altına rastlayan üç oda vardır. Yerel kırmızı taş bloklarından yapıldığı için bu adla bilinir.

Hem Medium’daki Yıkık Piramidin giriş geçidi, hem de Dhshur’daki Kırıklı Piramidin Kuzey girişinin açıldığı geçit ile Kırmızı Piramidin giriş geçidi aynen Gize piramitleri gibi doğrudan gökkutbuna yönelik olan bir eğimle uzanır.

Mısır’ın güneyindeki komşusu Sudan’da da nispeten küçük ebatta olan birçok piramit vardır. Bunların yüzleri genellikle 68 derece gibi oldukça dik bir eğimle yükselir. Aynen mısır Piramitleri gibi belirli bir düzendeki iç mekânları haizdirler. Sadece Meore’deki sıvayla kaplı tuğladan yapılmış olan bazı örneklerin dışında hepsi taştandır.

Mezopotamya Zigguratları ve Piramidal Yapıları

Piramit deyince sırf büyük piramidin formunda olan yapıları düşünmemek gerekir. Nitekim “teocalli” denilen üst düz ve basamaklı Meksika piramitleri de çok değişiktir. İşte Mezopotamya’nın Zigguratlarını da teocalliye benzeyen kademeli piramitler olarak mütalaa edebiliriz. Mezopotamya’nın başlıca kentlerinde yükselen ve tuğladan yapılmış olan Ziguuratlarının taban kenarlarının uzunluğu ortalama olarak 50m.yi bulurdu. Bazılarında rampalar ve basamaklar bulunmasına rağmen bilinen Zigguratların hemen hemen yarısında hiçbir çıkış imkânına rastlanmaz.

Günümüzde artık hiçbir Ziggutar gerçek yelekliğine ulaşmamaktadır. En iyi korunmuş olan örneğine Ur kentinde, en büyüğüne de Elam’daki Choga Zambil’de rastlarız. Arkeologlar bu gizemli insan yapısı dağların mabet olduklarını ileri sürerlerken, bazı ufuloglar da bunların kadim astronotlar tarafından birer havalanma rampası olarak kullanılmış olabileceklerini düşünmektedirler.

Fenikelilerin Bilinmeyen Görkemli Piramitleri

Fenikeliler de piramitler inşa etmişlerdir.

13yy.da Dominic mezhebine mensup olan Brocard, Mrith veya Marathos adındaki Fenike kentinin kalıntılarını gördükten sonra insan hayrete düşecek kadar görkemli olan ve 7,5 ila 8,5 metre uzunluğundaki yaklaşık iki metre enindeki taş bloklardan inşa edilmiş bulunan piramitlerden istayişle bahsedebiliriz.

Mısır ve Meksika Piramitleri Karşılaştırılması

Meksika ile Orta Amerika’daki cangıların derinliklerinde kadim bir uygarlığın insana ürküntü veren bir güzellikteki kalıntıları yani Mezoamerika’nın heybetli piramitleri yükselirler. Uxmal, Palenque, Copan, Tikal, Chichen, Itza ve Tulum piramitleri ile Teotihuacan’daki ay ve güneş piramitleri: bunlar ve üzerilerinde topraktan bir kabuk oluşturulmuş garip görünüşlü daha yüzlerce yapı yüzyıllardır kâşifleri bilim adamlarını tarihçileri ve turistleri hayretler içinde bırakmıştır.

Meksika piramitlerinin kökenleri, tarihçeleri ve yapım amaçları araştırıldığından bu yapıların birere mabedden veya mezardan ibaret olmadıkları açıkça görülür. “Meksika piramitlerinin gizemleri” adlı kitabı kaleme alan Peter Tompkins’e göre bunlar muhtemelen Hz. İsa’dan binyıllar önce Azteklerin kadim ataları olan Toltekler ve ilk Mayalar olan Olmakler tarafından inşa edilmiştir. Olmaklerin Oriental, Negrois ve Semitik özellikleri bu halkı kaçınılmaz bir şekilde Asya Afrika ve Avrupa ve hatta Atlantis ile bağlantılandırmaktadır.

Ve bu Amerikalı usta inşaatçıların büyük yapılarına odaklanmış üç boyutlu dev heykellerine oyulmuş ayrıntılı fresklerinde resmedilmiş gizemli hiyerogliflerin de yazılmış yapılarının karmaşık matematik hesaplarına dahil edilmiş bir halde mevcut olan br bilim vardır ki, modern dünyanın henüz bu bilimi keşfetmesi gerekmektedir. Mezo amerikan uygarlığının spritüel ve entelektüel gelişimi piramitlerinde somutlaşır. Bu piramitlerde korunagelen mesajlar bir kez çözüldüler ve deşifre edildiler mi bizi zamana ve uzaya ilişkin yeni bir bakış açısına kozmostan gelen yeni bir enerji kaynağına ve bilimimizin henüz tecrit edemediği yeni bir güç alanı dokusuna yöneltebilir.

Dannelly, Atlantis’le ilgili ünlü kitabında Meksika piramitlerinden de bahsetmişti: “meksikada her yerde piramitlere rastlarız. Cortez, 5. Charles’e yazdığı bir mektupta sadece Cholula^’da dört yüz piramit gördüğünü belirtir. Mabetleri de bu piramitlerin tepelerinde yer alırdı. Meksika’nın en eski piramitleri meksikodan yaklaşık 40km. Uzaklıktaki Teotihuacan’dadır. Bunların en büyük iki tanesi güneşe ve Aya ithaf edilmiştir. Yontma taştan yapılan bu piramitlerin zirvelerinde düz bir alan vardır ve dört kademeli inşa edilmişlerdir. Güneş piramidinin yüksekliği 60metreyi bulur ve 4,5 dönümlük bir alanı kaplar. Humbolt’un ölçtüğü Cholula piramidi ise 50 m. Yüksekliğinde ve kapladığı alan da 18 dönümdür. Yani Teotihuacan piramidinin taban alanı hemen hemen Keops Piramidininki kadardır ama Cholula piramidinin tabanı yaklaşık dört misli daha fazla yer kaplamaktadır. Ne var ki büyük piramit her iki Amerikan piramidinde de çok yüksektir.

“Senyor Garcia y Cubas’a göre Teotihuacan piramitleri Mısır’dakilerle aynı amaca yönelik inşa edilmiş olup, bu benzerlik on bir madde halinde özetlenebilir:

1- Seçilen inşaat mahalleri özdeştir,

2- Yapılar pek az bir farklılıkla yönlendirilmişlerdir,

3- Yapılarından merkezinden geçen hat astronomik meridyen üzerindedir,

4- Kademeler ve basamaklar halindeki inşaat tarzı aynıdır,

5- Her iki yerde de en büyük piramit Güneşe ithaf edilmiştir,

6- Nil’de bir ölüler vadisi ve Teotihuacan’da da bir ölüler sokağı vardır,

7- Her iki yerde de bazı abideler tahkimat mahiyetindedir,

8- Daha küçük höyüklerin mahiyetleri ve amaçları aynıdır

9- Her iki piramidin yüzeylerinden birine ufak bir höyük iliştirilmiştir

10- Ay piramidinde keşfedilen giriş yerlerine bazı Mısır piramitlerinde de rastlanır

11- Piramitlerin iç düzeni benzerlik gösterir.

“Amerika’daki piramitlerin düz tepeli oldukları için Mısırdakilerden farklı biçimde oldukları ileri sürülmektedir. Fakat bu bir kaide değildir. Yucatan’daki birçok kent kalıntılarında çevrelerindeki piramitlerin üzerinde binalar bulunmasına rağmen kendi zirvelerinde hiçbir yapı izine rastlanmayan bir ya da daha fazla piramit bulunmuştur. ayrca Amerika’da mükemmel piramitler de keşfedilmiştir. Waldeck Palenque yakınında kusursuz bir şekilde korunmuş olan iki piramide rastlamıştı. 9,5 m. Yüksekliğindeki bu piramitler kare tabanlı sivri tepeliydiler ve yüzleri de eşkenar üçgen şeklindeydi.

“Bradford ise bu konuda şöyle demektedir: mısır piramitlerinden bazıları ve her nedense en eski örnekleri oldukları varsayılanlar tıpatıp meksikadaki teocalli’iyi andırırlar. “mısır piramitleri gibi Meksika piramitlerinde de geçitler ve odalar vardır. Almarez’e göre Teotihuacan piramidinin tabanından 20m. Yukarıdaki bir noktada elleriyle dizleri üzerinde sürünen bir insanın rahatça geçebileceği bir geçit vardır. Eğim yaparak 7,5m. Kadar içeriye uzanan bir geçit, her biri duvara 1,5m.genişliğinde olan kare şeklinde iki kuyuda veya odada son bulur. Bunlardan birinin derinliği 4,5m. Dir. Lowestern’e göre de,45 m. Uzunluğunda bir galeri vardır. Ve piramidin içlerine nüfuz ettikçe galerinin yüksekliği 2m.yi bulur. Kuyu ise görünüşe göre altta tabana ve yukarıda zirveye kadar uzanmaktadır. Kesişen öteki galeriler döküntülerle dolup tıkanmış durumdadır.

Hem Amerikan hem de mısır piramitlerinde yapının dış kısmı düz ve parlak malzemeyle kaplanmıştır.

“Ferguson ‘eğer’de ‘mısır ve meksikadaki piramitlerin inşaatçıları arasında herhangi bir bağlantı olduğunu söylemekte hala tereddüt ediyorsak en azından kabul etmeliyiz ki, bu yapıların benzerliği şaşırtıcıdır ve bunu tesadüfe balı bir teoriyle açıklamak da zor olacaktır”

Fransız araştırmacı Serge Hutin de aynı fikirdedir: “Araştırmacılar çoğunlukla dini mimarideki benzerliklere dikkati çekerler. Örneğin Akdeniz bölgesinde olduğu gibi Meksika Körfezinde de piramitler vardır. Ve çoğunlukla yapılan bir itiraza karşı çıkarak Aztekler ve Mayaların Teoacallilerini de geometrik mükemmellikleri çarpıcı olan gerçek piramitler olarak mütalaa etmeliyiz. Ve Teocalliler inkar edilemez mahiyetteki bazı farklılıklara rağmen Nil vadisindeki piramitlerle aynı dini yapı kavramını ortaya koyarlar. Kullanılan malzemelere gelince Amerikalı Mısır Bilimci Mitchell Hedges, Gize piramidindeki taş blokların “siyenit” adıyla bilinen kırmızı mısır mermeri olmayıp güney Amerikadan getirildiklerini kanıtlayabileceğini ileri sürmektedir. Eski dünya ile yenidünya arasında kurulan tüm analojilerde Atlantis problemi ortaya çıkar. Son tahlilde ya Mayalılar ya mısırlılar arasında direkt bir temasın mevcut olduğu ya da aralarında ortak bir kaynağın bulunduğunu kabul etmemiz gerekir. Bazı önemli farklılıkları da unutmamalıyız ama tek bir kökenleri olup iki bağımsız evrim çizgisi izlediklerini belirten teoriden yola çıkıldığında bunlar da kolayca açıklanabilir.”

Yakın zamanlarda Amerika piramitlerine ilişkin en çarpıcı olay Meksika’daki Palenque piramitlerinden biri olan “yazıtlar mabedinde” bir mezar odasının açığa çıkarılması ve burada Palenque’yi yöneten maya kralının kemikleri bulunan bir taş lahdin keşfedilmesi olmuştur. Meksika Ulusal Üniversitesi Maya Uygarlığı Bölümü Başkanı olan Dr. Alberto Ruz,1949 yılında bir grup arkeolog ile yaptığı çalışmalar sırasında piramidin tepesinde yer alan mabedin zeminindeki bazı taş levhaları yerinden oynatmış aşağıya doğru inen dik bir merdiven keşfetmişti. Ancak merdiven boşluğu tepesine kadar taşla ve molozla doluydu. Bütün bunların temizlenmesi birkaç yıl sürdü ve 15 Haziran 1952 den aşağıdaki mezar odasına girildi. Odanın ortasında bir Maya piramidinde ilk kez rastlanılan geniş bir taş lahit duruyordu. Ve bu lahdin en ilginç kısmı da kuşkusuz beş ton ağırlığındaki kapağıydı. Bu kağıt üzerindeki stilize rölyef daha sonra başta Erich von Daniken olmak üzere birçok araştırmacıların dikkatini çekmiş ve bir uzay aracında oturan bir Maya Astronomunu tasvir ettiği şeklinde yorumlanmıştır.

Himalaya Dağlarındaki Saklı Piramit

Kadim dünyanın en büyük harikası Himalayalardaki gözden ırak bir vadide saklı olan dev bir piramit olabilir. Nitekim 2. Dünya savaşına pilot olarak katılan New Orlianslı James Gaussman, himalayalrın üzerinden uçarken böyle bir piramit gördüğünü ileri sürmüştür. Gaussman savaş sırasında Hindistan ile Çin arasındaki 800km.lik dağlık araziyi kargo uçağıyla aşarak Çin ordularına silah ve malzeme taşıyordu.

Musonlar Tibet üzerindeki buz fırtınaları ve kalın bulut tabakaları yapılan her seferi son derece tehlikeli bir macera haline sokuyordu. 1942 yılı başlarında böyle bir görev sırasında uçağının motoru arıza yapan Gaussman başından geçenleri savaş sonrasında şöyle anlatmıştı: “Hindistan Assam’daki üssümüze dönüyorduk. Motor teklemeye başladı. Gaz borularının donmakta olduklarını fark ederek irtifayı düşürdüm. Öteki uçaklar yollarına devam ettiler. Orada geçerli olan kurala göre başı derde giren sorununu kendi çözmek zorundaydı. İyice alçalıp dağların arasında zigzaglar çizmeye başladık ve motorlar açıldı.

Tam o sırada bir dağa çarpmamak için dönerek yan yatım ki birden kendimizi düz bir vadinin üzerinde bulduk. Altımızda sanki bir peri masalından çıkmış gibi görünen devasa bir beyaz piramit yükseliyordu. Parlak beyaz bir malzemeyle kaplıydı, bu metal de olabilirdi, bir tür taş da. Her yanı bembeyazdı. En harikulade kısmı ise kocaman bir mücevheri andıran ve muhtemelen de kristalden olan kapak taşıydı. Piramidin üzerinde üç tur attım. Araya inmeyi çok isterdik ama bu imkânsızdı.

Yapının dev boyutları karşısında şaşırıp kalmıştık. Dağları aştıktan sonra aşağıda Brahmaputra Nehri’ni gördük ve Assam’daki alana indik. Üsteki istihbarat subayına beyaz piramitle ilgili gözlemlerimizi açıklayan bir rapor verdik. Ancak o bu raporu gerekli yerlere iletmedi. Birkaç hafta sonra da ben oradan ayrıldım. O piramidi tekrar bulmayı ve beklide dağlarda bir keşif gezisi yapmayı çok isterdim. Bu da çok para zaman ve çaba gerektiren bir iş. Piramidin gelecekte keşfedileceğine inanıyorum.

Ve bu keşif dünyayı ayağa kaldıracaktır.

Yapının çevresinde hiçbir şey yoktu. Çok eski olduğunu sanıyorum. Acaba kimler tarafından ve neden inşa edilmişti? İçinde ne vardı? Sanırım bu soruların cevaplarını hiçbir zaman bulamayacağım.”

Çin’de Görülen Devasa Piramitler

Çin’deki piramitlerden bahseden ilk batılı gözlemci Francis Nichols olmuştur. Nichols, 1902 yılında Çin’in kuzeybatısında yer alan Shensi Eyaletinde dolaşırken piramitlere rastlamıştı. Çin imparatorluğunun kadim başkenti olan Sian’ın yakınlarındaki bir yerde kent ile Wei Ho Nehr arasında sıkıştırılmış kilden yapılma bir grup piramit yükseliyordu. Dört yüzlü olan bı piramitlerin ortalama yüksekliği 25m. Yi buluyordu, her brinin taban kenarı 90m. Kadardı. Sian’dan San Yuan’a giden yolun her iki kenarında ve kuzey-güney hattı üzerinde inşa edilmişlerdi. Sianlılar bu piramitlerin içinde imparatorların gömülü olduklarını sanıyorlardı. Ancak Çin imparatorlarının mezarlarının üzerinde çoğunlukla yazıtlar bulunurdu ve beyzi biçimde yapılırlardı.

Çin piramitleri konusu 1947 yılında yeniden güncel hale geldi. O yıl TWa hava yolları şirketinin Uzakdoğu müdürü olan Albay Maurice Sheahan gizemli bir taş yapı keşfetti. Sheahan Sian2nın 65km. Kadar batısında Tsing-ling dağlarının üzerinde uçuyordu. Pencereden dışarıya baktığında hayretler içinde uzaktaki bir vadinin tabanında yükselen muazzam bir piramit gördü. Sheahan bu yapının yüksekliğinin 33m.ye ulaştığını söylüyordu genişliği ise tabanda 450m.yi buluyordu. Böyle dev bir yapının yanında büyük Gize piramidi küçük kalırdı. Dev piramidin yakınlarda daha küçük boyutlarda ikinci bir piramit daha vardı. Ve vadinin ucunda Lung-hai demiryolunun uzandığı yerde küçük mezar höyükleri görülüyordu.

Amerikalı hassas kişi ve kâhin Doc Anderson Asya’daki gezi sırasında Çin Piramitlerini gösterdiğinden bahseder. Anderson’a göre Sian’nın batısındaki bir bölgede tam 7 tane piramit vardır. Dev boyutlarda olan üç tanesi gurubun dış kenarlarında yer alır. Günümüzde hem Mısır hem d Çin piramitlerini gören yegâne kişi olduğunu ileri süren Anderson Keops piramidinin iki misli büyüklüğünde olan en büyük çin piramidinin bilindiği kadarıyla dünya üzerinde beşerin inşa etmiş olduğu en iri yapı olduğunu ifade etmektedir.

Dört yüzlü olan yedi piramidin hepsi de kuzey güney yönünde hızlanmış olup tepeleri düzdü. Piramitlerin her yüzü ayrı ayrı renklere boyanmıştı. Renklendirmeden günümüze kalan kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla doğuya bakan yüzler yeşil, güney kırmızı, kuzey beyaz, batı da siyah renkler taşıyordu. Tepelerinde de sarı izlere rastlanıyordu. En büyük piramidin üç km. kadar yakınında ufacık bir köy vardı. Tibetli rahiplere göre Asya’nın gizemlerinden birini oluşturan bu piramitlerden kadim tomarlardan bahsedilmekteydi. Yaşlı bir lama bu yapıların en az altı bin yıllık olduklarını ancak bunların kimler tarafından neden ve nasıl inşa edildiklerini bilinmediğini söylemişti.

Ayrıca Çin piramitlerinin altında tünel girişlerinin olduğunu ve bu tünellerinde mısırdaki piramitlerle dağlardaki manastırlarla hatta okyanus aşırı kıtalarla irtibatlı olduğunu belirtmişti. Rahipler üstelik Kutsal Yer altı Krallığı Agharta’nın gizeminin de Shensi’nin yedi piramidi açıldığı zaman çözüleceğini söylüyorlardı: “dünyanın kralının sırları Çin piramitlerinde depolanmıştır. Halkımızın ondan önceki halkların ve daha öncekilerin en eski kayıtları buralarda depolanmıştır. Zamanı gelince dünyanın kralı kendi mevcudiyetini açıkladığında bu yerler de açıklanacaktır.”

Fransa’daki Piramitler ve Gizemli Kuyuları

Ünlü araştırmacı Robert Charroux fransada bulunan fakat her nedense hiç bilinmeyen Falicon piramidinden şöyle bahseder: “ üç katlı bir ev büyüklüğündeki piramit nasıl görmezlikten egilinir, hayret doğrusu! Hâlbuki Nice kentinin tam üzerindeki Falicon köyünden bu görünmez piramidi bir kilometre öteden görebilirsiniz. Birkaç prehistoryacı ile speleolog bu yapının mevcudiyetinden haberdardır. Ama ya ilgisizlikten ya da kültürel noksanlıktan ötürü üzerine eğilinmemiştir.

Cau tepesinin yüz metre ötesinde yer alan dört yüzlü Falicon piramidi roma çimentosundan çok daha kaliteli olan bir çimentoyla birleştirilmiş taşlardan yapılmadır. Dik bir meyil üzerinde yükseldiğinden yüzlerinin boyutları farklıdır. Yaklaşık 2,5km . Genişliğindeki bir yarığın üstüne gelecek şekilde inşa edilmiştir. Doğu yüzünde 2,5m. Genişliğinde bir giriş yeri vardır. 1921 yılına kadar bu girişin üzerinde bir gamalı haç bulunduğu fakat o tarihte bazı kimseler tarafından tahrip edildiği söylenir.

Piramidin altında kalan yarık hemen girişin altından başladığından piramidin içine girilememektedir. Giriş yerinin yönlendirilişi yaz sabahları saat 10da güneş ışığının içeriye vurmasını ve yarığın dibindeki yer altı odasının tabanını ayakta tutan beyaz dikitin aydınlanmasını sağlar.

Piramidin taban genişliği ile en büyük yüzünün yüksekliği 6,5 m.yi bulur. Tepe kısmı yoktur. Vaktiyle sivri bir tepesinin bulunduğunu varsayarsak büyük yüzük orijinal yüksekliğinin 9m.ye ulaşması gerekirdi.

“Yaklaşık 15m. Derinlikten yarıktan aşağıya inmek için özel psleoloji teçhizatı gerekmektedir. Yarığın dibinde yüksekliği 4,5 ila 9m. Arasında değişen bir yer altı odası vardır. Burası odanın tavanı taşıyan büyük merkezi dikitle ve diğer dikit ve sarkıtlarla güzel bir yer altı mabet biçimindedir. Odanun doğu kenarında yedi basamaklı bir inisiyasyon sığınağı vardır. Odanın arka kısmında ise iki tane kuyu bulunmaktadır. Bunlardan biri tıkalıdır, ötekisi ise oldukça derinlere gider.

“1927 yılında speleologlar bu ikinci kuyuya indiler. 9m. Aşağıda kaygan kilimsi topraktan bir sahanlığa rastladılar. Her iki yanda dağların içlerine kadar uzanan yarıklar vardı. Daha da aşağıya indiklerinde 30m. Uzunluğunda ve 18m. Yüksekliğindeki geniş bir mağaraya ayak bastılar. Bu mağaranın içinde yığma taşlardan yapılma bir höyük buldular. Yüksekliği 9m.yi taban genişliği de 18m. Y buluyordu. Mağara ancak bir çocuğun nüfuz edebileceği bir genişlikteki dar geçitlere açılıyordu. Duvarlarda yer yer hemen hemen 3cm. Kalınlığında is tabakaları mevcuttu.

Acaba burası daha kolay bir geçitten ulaşılabilen bir inisiyasyon odası mıydı? Şu anda bu soruyu cevaplandırmak biraz güç. Bir rivayete göre piramidin içindeki yarıktan aşağıya atılan bir kedi Nice’dki bir mağaradan çıkmıştı. 12yy.da Templar Şövalyelerinin üst odada yaşadıkları ve gizli geçitten geçerek yığma taştan höyüğün bulunduğu mağaraya ulaştıkları da söylenir.

“1922 yılında Falicon piramidini inceleyen Gothland adındaki bir okültist tradisyonlara dayalı bir metotla bu yapının 4335 yaşında olduğunu belirtmişti. Ona göre yer altı odasındaki yedi basamaklı sunak inisiyasyon için kullanılıyordu ve adaylar ateş su ve hava eprövlerinden geçiyorlardı.”

Charroux ayrıca Fransa’nın Autun kasabası yakınlarında ve Briscou dağının yamaçları üzerinde yer alan Pierre de Couhard bilinen bir piramitten daha söz eder: “orijinal yüksekliği 25m.ye ulaşan dört yüzlü bu piramidin taban genişliği 15m. Kadardır. Kaplama malzemesi tamamıyla yok olmuştur ama taş yapısı son derece sağlamdır. Piramidi inceleyen bay Desplaces bunun tersine dönmüş huniler gibi birbirinin üzerine yerleştirilmiş bir dizi içi boş piramitten inşa edildiğini söylemektedir. Bu yapıyı Falicon piramitleriyle irtibatlandıran bir özelliği de içinde dipsiz bir kuyunun bulunmasıdır.”

Osmanlılar Döneminde İstanbul Piramitleri

Prof. Bernard Lewis’in “İstanbul ve Osmanlı Uygarlığı” adlı erserinde padişah 3.Murad’ın oğlu sultan Mahmud için 1582yılında düzenlediği sünnet düğününü izleyen bir Avrupalının notlarından yapılmış bir alıntıda şu satırlara rastlıyoruz:

“Üzeri açık bir oyun alanı vardı ki, bu alan bin sekiz yüz adım uzunluğunda ve bin iki yüz adım genişliğindeydi. Zemini çok ince taşlarla döşenmişti. Ve gene bir alanda iki tane sn derece güzel ve eski piramit bulunuyordu. Bunlardan biri dört köşe mermerden, çok zekice yağılmış bir piramitti. Ötekisi hiçbir alçıya ve harca gerek duyulmaksızın ustaca dikilmiş bir taştan ibaretti. Ve bu piramitleri taşıyan tabanın zerinde de dört köşe teperli yuvarlak dört büyük ve görkemli sütun bulunmaktaydı.”

Tayland’da Bulunan Küçük Piramit

SITU kısa adıyla bilinen açıklanmayan olayları araştırma derneğinin üyelerinden olan Amerikalı Tery Colvin güneydoğu Asya’da yaptığı bir askeri gezi sırasında güney Tayland’daki bir mabet külliyatı dâhilinde rastladığı bir piramidin fotoğrafını çekmiş, ve hiç beklenmeyen bir yerde ortaya çıkan bu yapı hakkında SITU’nun yayınladığı Pursuit dergisine aşağıdaki mektubu göndermişti:

“Bir Budist ibadet yerine giden dik bir patikaya tırmanırken bu ufacık piramide rastladım ve fotoğrafını çektim. Burası belki bir mabet belki de bir manastırdır. Tahminimce 4,5 ila 7,5 mye ulaşan bir yüksekliği vardır. Burma ile Taylan arasındaki savaşlar sırasında bu bölgede benzer türden inşaatlar yapıldığından yaşını 100 ila 300 yıl arasında belirleyebiliriz. Bu savaşların en sonuncusu Ayutthaya’daki eski başkentin 1767 yılında yakılıp yıkılmasıyla birlikte sona ermişti. Ayutthaya’daki birçok belge ile kayıtta yok olduğundan Tayland’ın tarihini yeniden bir araya getirmek yamalı bohça gibi bir iş olacaktır. Söz konusu piramit güneydoğu Tayland’da Chanthaburi kenti yakınlarında yer almaktadır. Kamphucean-Tayland sınırına yakın olup daha eski olan Khmer ve mon uygarlıklarının izlerini taşımaktadır.”

Endonezya’da Bulunan Görkemli Piramit

Endonezya’da dünyanın en büyük Budist abidesi olan borobudur yer alır. Kedu ovası yeşillikleri içinde dört görkemli volkanla çevrili bir halde yükselen Borobudur toprakla doldurularak piramit biçimine sokulmuş doğal bir tepen üzerinde harçsız volkanik taşlardan inşa edilmiş olan düz tepeli bir basamaklı piramittir. Bu Budist mabedi Mayahana Budizmi inancına göre Kozmosun üç boyutlu bir modelini ve varlığın aydınlanabilmek için burada izlenmesi gereken yolu canlandırmaktadır.

Piramidin yer seviyesindeki duvarlarında 160 kabartma pano halinde Arzu alemi bunun üzerinde kademelenen diğer bir katında ise 1300 panoluk Foram Alemi tasvr edilmiştir. Formsuzluk Alemini eş emrkezli üç daire halinde düzenlenmiş olan ve içlerinde Buddha heykelleri bulunan 72 Stupa ile dairelerin ve dolayısıyla da tüm mabedin merkezinde yer alan büyük bir Stupa temsil etmektedir. Borobudur kelimesi “gizli vahyin merkezi” anlamına gelir.

Gene Endonezya’da Solo bölgesindeki bir dağın üzerinde Maya piramitlerine son derece benzeyen yani üstü düz ve basamaklı bir yapı biçiminde olan bir mabet yükselir. Çok yakın bir zamanda inşa edildiği söylenen bu yapının İslamiyet’in yayılışından kaçan bazı Hindular için sığınak vazifesi görmüş olduğu belirtilmektedir.

Maldiv Adalarındaki Mercan Piramidi

Ünlü Norveçli gezgin thor heyerdahl 1977de ve daha sonraki yıllarda kamıştan yapılma kayığı ile birkaç kez Hint Okyanusunda dolaşmıştır. Bu gezileri sırasında kaçınılmaz olarak Hindistan’ın güneybatısındaki Maldiv Takımadaların da uğramıştır. Okyanus üzerinde 750km.lik bir hat boyunca bir dizi mercan adası halinde güneye doğru uzanan bu takımadalar 1402 adadan oluşmaktadır. Maldiv cumhuriyetinin 1500 kişiyi geçmeyen ve Müslüman olan nüfus sadece 202 ada üzerinde yaşamakta olup öteki adaların çoğu henüz keşfedilmeyi beklemektedir.

Heyerdahl, kasım ayında çıktığı bir keşif gezisi sırasında bu bakir adalarında birinde yükseldiği tropikal bitki örtüsünü aşan kireçtaşından yapılma bir mabede rastladı. İlginç olan husus mabedin içinde yüksekliği 12-15m.yi bulan bir piramidin yer almasıydı. Mercan taşlarından inşa edilmiş olan bu piramit Mezopotamya’nın piramitleri olan ziggurat’ıların sitiline uygun biçimde geniş bir tabandan başlayan setler halinde tepedeki dar bir düzlüğe ulaşıyordu. Mabedin güney duvarında gene Ortadoğu yöresindeki kadim binaların mimarisini akla getiren ve törenlerde kullanılan türden bir rampa yer alıyordu. Mabedin yakınında keşfedilen yazıtlar Heyerdahl ifadesine göre muhtemelen mabedin güneş tanrısına ibadet etmek üzere yapıldığını belirtmekteydi. Ayrıca piramitte astronomik olarak güneşe göre yönlendirilmişti.

Heyerdahl, keşfetti yazıtların ayrıntılı bir şekilde etüt edilmesi ve meskun olmayan öteki adların bazılarında arkeolojik kalıntıların aranması halinde Maldiv takımadalarının kadim sakinleri ile İ.Ö. 2500-1500 arasında doruk noktasına ulaşan büyük İndus Vadisi uygarlığı arasında yakın bir ilişkinin mevcut olduğunun ortaya konulabileceğine inanmaktadır.

Hindistan Mimarisinde Piramitler

Güney Hindistan’daki mabet mimarisinde de piramit formunun kendine özgü bir yeri olduğu görülmektedir. Standart türden bir bir Hint mabedinde en önemli mekânı başlıca kutsal objeyi ihtiva eden iç oda teşkil ederdi. Bu iç odada genellikle bir kule ile belirlenirdi. İşte kuzey Hindistan veya Hint-Aryen stilinde bu kule değirmi bir plan üzerine yuvarlak tepeli olarak inşa edilirken güney Hindistan veya Dravit stilinde kuleler çoğu kez üstü düz olan dört köşe bir piramit biçiminde yapılırdı. Örneğin Pallava sülalesi döneminde Kanci’de inşa edilen Kailasanatha mabedinin piramit biçiminde bir kulesi vardı.

Cola sülalesi zamanında ise Pallava sitili daha da geliştirildi. Bu dönemde yapılan ve o zmana kadar inşa edilen en büyük Hint mabedi olan Tanjore’daki Siva Mabedinde pallava stilinin nispeten mütevazı ölçülerdeki kulesinin yerini yüksek bir taban üzerinde yükselen ve tümüyle 60m. Yüksekliğe erişen büyük bir piramidin aldığını görüyoruz. Dravit mimarisinin bundan sonraki safhasında iç odayı belirleyen kule yerine mabedi çevreleyen dubarın giriş yeri vurgulanmaya başlanmıştır. Ve giriş kulesi de çoğunlukla geniş yüzü duvarlara paralel olan dikdörtgen bir piramit biçiminde inşa edilirdi. Bu yeni stile çoğu kez Pandyan deniliyordu. Bu stilin en ünlü örneğini Madurai mabedi ve en büyük örneğini de srirangam’daki Vaisnavite Mabedi oluştururlar.

Höyük Tepeleri ve Piramit İlişkisi

Höyükleri de bir bakıma piramit biçiminde olan ve piramit benzeri enerjetik işlevler görmek üzere inşa edilen yapılar olarak mütalaa edebiliriz. Yığma topraktan veya nemrut dağındaki gibi yığma taştan yapılmış olan höyükler dört köşe piramit şekliyle aynı özellikleri gösteren, yuvarlak yüzeyli koniler halinde yükselmelerinin yanı sıra yeraltı geçitleriyle tünelleriyle ve belirli doğrultularda yönlendirilmiş olan iç odalarıyla enerji üreten toplayan ve dağıtan güç santralleridirler. Dolayısıyla Anadolu’da, Suriye’de Avrupa’da İngiltere’de ve Kuzey Amerika’da çok sayıda rastlanan çeşit çeşit höyükleri de kadim çağlara ait dünya piramit sisteminin birer ünitesi olarak ele alabilir ve buna göre değerlendirebiliriz.

 

Diğer Piramitleri incelemedim ancak Mısır Piramitleri ile alakalı uzun süredir araştırdığım bir husus var ve yerine oturmuş bir teori yani artık teori demek imkansız aslına bakarsanız ispat edilmiş bir işlev göz atıp yorum yaparsanız memnun olurum.

https://www.youtube.com/watch?v=SJj3S9HWiLY