Bazı veriler tarihte gizli

Değerli Dostlar,

Sizlerle bazı şeyleri paylaşacağım şimdilik. Sonrasında ise üzerinde konuşuruz

Çocukların kafasında birşey yok. Kafa yapılarına dikkat...

 

 

 

Çok Garip Bir Şey

 

Evet ilginç bir yaklaşım.

Özellikle orion takım yıldızlarını işaret etmesi de tuhaf bir durum.

Mısırın ilk pramitinin mimarı imhotep adında bir bilgin dahi ve astroloji dehası olduğuna göre bu çok alim kişinin uzaylı canlılar ile diyalogu olabileceğini düşünmek gerek.Özellikle ilk yapılan basamaklı pramitin mimarı olması onun dünya dışı canlılar ile ilişkili olabileceğine delil olabilir.

.                 

Basamaklı piramit.  

 

 

  İmhotep.                                                              

İlk görselin ne anlatmak istediğini anlamadım daha önce ben de şu Mısır tapınağındaki helikopter uçak uzay gemisi vs sahtekarlığına inanmıştım ama gerçek değilmiş...UFO benzeri harfler var "alfabede" o hiyeroglif onlardan biri hem bu kadar disk şeklinde bir UFO'ya benzemesi düşündürücü yani inandırıcı değil...Diğer bir resimde çocukların kafası da uzun bu geleneği biliyoruz kafa uzatma tekniği diyorlar aksi için yeterli delil yok gibi...Sirius forumda bununla ilgili yazılar yazmıştım Akhenaten hakkında tomografi felan şu an unuttum ne yazdığımı ama uzaylılıarı savunan bir yazı yazmıştım ne yazdım acaba : ) Ve o siyah gözlü şey bir gri uzaylı gözü değil daha çok vazoya benziyor ve çiçekler vs de göz yanılgısı oluşturmuş her neyseler artık...Ra bence nickinden bağımsız konulara eğil : )

İlk görselde vücudu yılan ama insan kafası ve eli olan canlıları görüyoruz. Kafatasını uzatmak mümkün ama o kadar kolay değil. Neyse, sonuç itibari ile inandıklarımız, inanmak istediklerimiz veya inanmak istemediklerimiz arasında bilimsel, arkeolojik veri ve kanıtlar ortaya dökülmedikçe daha çok gidip geleceğiz. Mısır için bunu söylemek oldukça güç çünkü hüjkümetin bu konudaki katı tutum ve davranışlarında herhangibir değikişiklik yok. Kaldıki radikalçiler bilimsel veriler ortaya konsada inkarlarını sürdürecekler. 

Duvardaki resimlerde yer alan mısır tanrılarından anubis, montu, sekhmet, horus, khons, thoth gibi tanrılar neden insan vücutlu ama hayvan başlılar ? birileri alkol alıp ve keyif veren maddeler alıp bunları kafalarındamı tasvir ettiler ? yarattılar ? ben gerçek olduğunu savunmuyorum. Ama bu noktada genetık mutasyon neden aklımıza gelmez ? Büyük piramit neden orion'u işaret etmektedir. Sfenks'in yapıldığı sene sfenks'in baktığı açıdaki takım yıldızının aslan takımyıldızı olduğunu bılıyormusunuz ? Piramitlerin matematiklerle bize neyi anlattığını biliyormusunuz ? Bu uygarlığa benzer izlerin aztek, maya ve inka uygarlıklarında da var olduğunu ? rölyeflerdeki alev çıkaran kumanda kollarına sarılmış adamların tasvir edildiğini ? perudaki ay tapınağının önündeki tanrıların yolunda birbirlerine farklı aralıklarla oturtulmuş taş öbeklerin asırlar sonra güneş sistemimizdeki gezegenlerin birbirlerine olan uzakıklarının birebir minyatürize edildiğini, yine mısırdaki kazılarda pil bataryası bulunduğunu biliyormusunuz ?

Size maya uygarlığından küçükbir parça, ipucu vereyim ;

Maya astronomisi, ilginç biçimde, ancak bugünkü modern astronomi hesaplamalarıyla bilinen Venüs yılını (synodic period]) daha o zamanda hassas bir biçimde saptayabilmiş. Mayalar’ın 584 gün olarak hesapladıkları Venüs yılı günümüzde 583.92 gün olarak saptanmıştır. Mayalar venüse bilinmeyen bir nedenle neredeyse güneşten bile daha fazla önem vermişlerdir. Mayalar’ın Venüs yılı periyoduna verikleri bu önem kadim zamanlarda bölgeye Venüs’ten gelmiş olabilecek ziyaretçilere bağlanır.

Ayrıca Mayalar iki yeniay arasında geçen süreyi 29,53020 olarak hesaplamışlardır ki, bu süre günümüzde 29,53059 olarak saptanır.

Görüyorsunuz değilmi ? iş sadece resimde veya şekilde değil matematiksel verilerdede gizli. Teleskop yok, dürbün yok, kayıt cihazı yok, bilgisayar yok yok yok yok ama neredeyse sıfıra yakın hata.

Kimse bana bunların bir rastlantı olduğunu iddaa edemez.

Gelin yakın tarihe, 200 sene öncesine kadar atlara at arabalarına biniyorduk. ne olduda son 100-150 seneden birden sıçramaya başladık ??? tarihi şöyle bir gözünüzün önünden günümüze kadar geçrin.

O zamanlardada vardılar şimdide varlar bundan sonrada var olacaklar....

sizlerle daha sonra daha detaylı ev kapsamlı şeyler paylaşacağım.

son olarak ınka maya ve azteklerde neden ınsan kurban edıldıgını bılıyormusunuz ? cahilce taptıkları tanrıya sundukları armagan degılmı ? evet ama dunya dısı varlıkların kendı uzay gemılerı ıle gezegene yaklasmakta olan dev bir meteoru veya dusman uzay gemısını kendı gemılerı ıle kendılerını feda ederek durdurduklarını ve dünyayı kurtardıklarını, dolayısıyla cahıl halkında bu fedekarlıgın pesınden gıtmelerı netıcesındede aynı fedekarlıgı baslarına baska bır kotuluk gelmemesı adına halklarından ısteyerek kurban tasına yatırmalarına ne dersınız ? efsaneler sadece uydurmalar, masallar degıldır. Inceleyın ogrenın. zorlanırsanız yardım ederım

sevgılerımle

 

RA.diyor ki,

"Size maya uygarlığından küçükbir parça, ipucu vereyim ;

Maya astronomisi, ilginç biçimde, ancak bugünkü modern astronomi hesaplamalarıyla bilinen Venüs yılını (synodic period]) daha o zamanda hassas bir biçimde saptayabilmiş. Mayalar’ın 584 gün olarak hesapladıkları Venüs yılı günümüzde 583.92 gün olarak saptanmıştır. Mayalar venüse bilinmeyen bir nedenle neredeyse güneşten bile daha fazla önem vermişlerdir. Mayalar’ın Venüs yılı periyoduna verikleri bu önem kadim zamanlarda bölgeye Venüs’ten gelmiş olabilecek ziyaretçilere bağlanır.

Ayrıca Mayalar iki yeniay arasında geçen süreyi 29,53020 olarak hesaplamışlardır ki, bu süre günümüzde 29,53059 olarak saptanır."

 

Mayaların hesapları çok az hata payı ile tutuyor ise,o halde 21 aralık 2012 nin mutlak bir şifreyi temsil ettiğinin bilinmesi gerekir gibi bir izlenim çıkıyor ortaya.O halde astronomi ve matematikte gelişmiş bir toplumun ortaya çıkardığı takvime hesaba göre 21 aralık 2012 tarihi uzaydan gelebilecek olan akıllı yaşama işaret ediyor olabilir.Ya da,dünyadaki bir takım doğa üstü olaylara.Veya daha büyük çapta küresel bir olayın olacağına,yani bir tür kıyamete işaret ediyor olabilir.En azından matematikte ve astronomide bu kadar ileride olan bir toplumun bu takvim ile muhakkak bir şeyleri anlatmaya çalıştığını yani boşa düzenlenmiş bir cetvel olmadığını,olamayacağını düşünebiliriz.Bize en yakın olan ve görebileceğimiz yaşayabileceğimiz olay muhakkak maya takvimindeki sır olacaktır.

Ayrıca büyük pramitin orion takım yıldızlarını ve siriusu işaret etmesinin mutlak sebebi,en azından olması gereken sebebi uzaylıların buradan geldiğini anlatmak istemeleri olabilir.

Not.Yorumları alıntı yaparak yorumlama şekli-butonu olsaydı daha uygun olurdu.Bunu alıntı yaparak yorumladım ve böyle oldu :)

büyük piramidin,dünyanın coğrafi olarak tam ortasında bulunması hangi piravunun veya akıllı mimarının işidir??bu iş pek o kadar kolay değil..herşeyi anında kabullenmek doğru olmadığı gibi herşeyi anında reddetmekte bana göre doğru bir davranış değildir..bütün dünya bilimadamlarının açıklayamadığı gizemlerin en büyüklerinden biridir Keops..ve günümüzün en gelişmiş saydığımız ülkelerin bilimadamlarının böyle bir eseri o devirlerin olanaklarıyla meydana getirmek için yaptıkları hiçbir deneme yoktur..çünkü,sadece o zamanın bilinen olanaklarıyla bir Keops Piramidi yapmak onlara görede imkansızdır..yani,devrede başka güçler vardır...

Büyük piramidin yapımındaki gizem aralandı sanıyordum rampa teorisi ve diğer teoriler oldukça mantıklı geliyor ve kabul gördü özellikle rampa hatta şu günlerde piramid yeniden inşa edilebilir mi diye bir haber çıktı...Yılanlı görsel ilginç bilemiyorum ama her çeşit hayvan tasviri var bunların bir genetik çalışma olduğunu düşünmek bu nedenle zayıf...Yine de eski medeniyetlerde yılanların önemini biliyoruz tabi...Yıldızlar ve matematikte abartılacak bir durum göremiyorum o zamanki yıldız konumuna göre hesap yapmaları normal hani neden başka bir sistemden uzaylılar gelmedi diye sorarım...Yani o zaman gökyüzüne bakan biri bir yıldızın koordinatlarını hesaplıyor ve ordan uzaylıların geldiğini çıkarıyoruz zorlama ve dayanaksız görünüyor...Kurban konusu ise merak ettiğim bir olgu hatta şu baş bağlama geleneği için de aynı soruyu soruyorum neden bunları yapıyorlardı tam olarak gerçek amaç neydi sınıf ve zenginlik göstergesi için miydi sadece?Kurbanları uzaylılar için verdiklerini düşünmek bir noktada saçma bu iyi kalpli uzaylılar peki neden böyle bir vahşete izin veriyor?Dinozorlar göktaşı ile yok oldu diyenler var onları neden kurtarmadılar hadi insan kadar değerli değiller diyelim ama onlar da geleceğin insanları olabilirdiler vs vs : ) Şu an da NASA UZAYLILARDAN YARDIM BEKLEMİYOR GÖRÜNÜYOR çünkü kendi bir şekilde göktaşı imha etme teknolojileri geliştirme derdinde ve geçende çok yakınımızdan göktaşı geçmiş : )

Merhaba, öncelikle herkese selamlarımı sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum.

Mesele piramitlerin yapımında kullanılan veya kullanıldığı iddaa edilen teknik veya piramidin mimari muazzamlığı değil.

Ikıncı husus, genetık bılımıne konuyu direkt bagdaştırmamakla birlikte, salt olarak sorgusuz auslasiz inkarında karşısındayım. Benimki sadece bir bilimkurgusal düşünce. ne evet diyebilirim nede hayır. En azından şu an için.

Diğer bir konuda gerek mısır uygarlığında gerek aztek, maya ve inka uygarlıklarındaki matematiksel muazzamlığı, son yüzyılarda teknolojik gelişmelerle yeni yeni ismini koyabildiğimiz, çıplak gözle yapılan gözlemlerine rağmen ???? kıl payı kaçırılan tespitleri bana kimse çok basit veya normal bir olgu veya olaymış gibi izah edemez.

Kurban konusuna gelince size çok ama çok kaba hatlarıyla bir mitolojik hikayeden bahsettim. Ziyaretçilerin dünyadaki temasları esnasında yaşanan bir olaydan. Ne yazıkki insan ırkı için kendini feda edenler yaşamış olsalardı bu katliama dur derlermiydi bilemiyorum. Bu fedakarlığı gören ilkel yaşam formları kurban vermenin kendilerini kötülüklerden uzak tutacağına kanaat getirerek binlerce cana kıymaya başlıyorlar. Daha öncede bu platformda müdahale konusunu diler getirmiş fikrimi beyan etmiştim. İç işlerimize karışmıyor müdahale etmiyorlar. Etselerde haçlı savaşlarını, dünya savaşlarını, terörü, açlığı, salgın hastalıkları, depremlerı vb tehdit ve tehlikelerin önünü güçlerinin ve imkanlarının yettiği kadar kesebilirlerdi. Bunu direkt olarak yapmıyor olmalarının sebebi müdahalenin yasak olmasından ileri geliyor. Bu arada ne kadar iyi veya kötü olduklarını bilemeyiz. İyiliğin ve kötülüğün kıstası sadece öldürmek veya öldürmemek değildir.

Nasa pektabiki yardım beklemiyor. kendi göbek bağımızı kendimiz keseceğiz. pek tabiki küçük müdahale ve yardımların olmadığını ben düşünmüyorum. olmuştur ve olmayada devam ediyor. ama derlerki sana balık vermem ama balık tutmayı öğretirim. önemli olan balığı birinden sürekli alıp karnını doyurmak değil balığın nasıl tutulacağını öğrenerek başkalarına muhtaç olmadan yaşamayı öğrenmek.

Şahısımın pekçok fikir, düşünce ve tezleri var.

daha sonra bunları detaylı bir şekilde paylaşacağım sizinle.

Varoluş amacımızın yok olan veya olmak üzere olan bir türün adem ile havva ile dünya üzerinde tekrar hayat bulması....

uzaylıların sadece bize yardım etmeye gelen varlıklar değil aynı zamanda vahşi olan türümüzün nereye kadar ve nasıl uzandığının kontrol altında tutulması,

bize çok benzeyen yaşam formlarının olduğu,

bize bırakılan farklı mesajların bazı tarihsel yapılarda gizli olduğu

hatta bir tanesi varki ona hiç girmek istemiyorum çünkü dini mevzuatlarda konuya ister istemez girince her türlü platformda çok sert tartışmalara neden olabiliyor....

sonuçta hepimiz şu gerçeği artık kabul edelim. Bu kainat sadece insanoğlu için yaratılmadı....

dolayısıyla bizden ileri veya bizden geri organik veya inorganik yaşam formlarının olduğunu kabul edelim....

Mısırlıların orion takım yıldızından uzaylıların geldiğini ve gelebileceklerini sanması ile,günümüz biliminin uzaylıların falanca yıldız sisteminden gelebilirler veya evrenin şu noktasındaki falan gezegen sistemlerinden veya falan galaksilerden gelebilirler düşüncesi arasında ne fark var allasen.Biz demiyormuyuz ki,uzaylılar evrenin neresinde yaşıyor olabilirler nerede hangi galakside hangi gezegende.Mısırlılar ise bunu netleştirmiş olabilirler ve orionu ve siriusu göstermiş olabilirler.Belki temasta bulundular kim bilebilir.Belki büyücüleri veya rahipleri uzaylılar orionda yaşıyor dedi ve orionu işaret ettiler,olamaz mı.Her şey pek ala olur.

Dinazorların yok olmasının nedeni göktaşları ise,neden sadece dinazorlar yok oluyor da diğer canlı yaşam hayatta kalmayı başarabiliyor.Burada henüz çözülememiş bir gizemin olduğu kesin.Gök taşı yağmuru dunyayı vuruyor ve dinazorlar bundan etkilenip nesilleri yok oluyor.Peki mesela filler neden etkilenmedi,veya diğer hayvanlar.

Dinozorların yok olmasının başka sebepleri var ise örneğin depremler,volkanlar,seller,buzul çağı veya çok sıcak iklim vs.yine bu etkenler sadece dinazorları yok etmiş olamaz.Başka yaşam formlarına etki olmadan sadece dinozorların etkilenmesi çok ilginç.

Bana göre,dinozorların yok olmasının sebebi bulundukları yeryüzü coğrafi durumunun olumsuz şartları ve iklimlerin etkisinden vs değil.Bilimsel olması pek düşünülemez görünse de,dinozorları doğanın,tabiatın kendi içinde barındırdığı mantık,yani doğanın mantığı yok etti diyebilirim.O çağlarda yeryüzünde insan sayısı çok az olduğundan dolayı,dinozorların yer yüzünde bulunmasının doğaya ve insana her hangi bir etkisi yoktu.

Fakat doğanın mantığı insan sayısının hızla artacağını ve bunun ileride sorun olacağını biliyordu.Bundan dolayı insanın ve dinozorların aynı coğrafyada yaşamalarının mümkün olmadığını,ve dinozorların devre dışı kalmaları gerektiğini tabiat ve evren kanunlarının gereği olarak biliyordu.Neticede ise zaten bunu yaptı.Hem yeryüzünden hem gök yüzünden gelen ölüm emirleri ile dinozorlar yok edilip nesilleri tamamen sona erdirildi.Yani ileride yeryüzü canlı hayatına,cüsselerinden dolayı sorun olmamak için yok oldular değilde,yok edildiler diye düşünüyorum.

Yeryüzü-doğa ve evren kanunları gereği düzeni bozan ve bozacak olan her oluşum her canlı ve cansız zaman içinde yok edilir ve yerine uygun olanı getirilir.Doğa bunu dinozorları yok ederek bir kez gösterdi.Hatta çok kere gösterdi.Yığınla örnekleri var.Ve yeryüzünde insan sayısı dayanılmaz boyuta ulaştığında doğa ve evren kanunları tekrar devreye girecek ve insan neslini yok edecektir.Buna ister yer yüzünün iflası deyin,ister kıyamet deyin.Adı ne olursa olsun bir zaman sonra dünya kendini yenileyecektir.Daha doğrusu yenilemek zorunda kalacaktır.Ve her şey yine ilk baştan başlayacaktır.Yeni adem ve havva ile mi olur yoksa daha başka biçimlerde mi olur onu bilemeyiz...

Nasılsın Muzaffer kardeşim? Konuya hemen giriş yapacağım. Öncelikle Ra dostumuza da bir selam göndereyim. Gerçekten güzel bir konu açtı. Şunu merak ediyorum: Bu resimler hangi piramitte? Piramidin neresinde?

Şimdi senin dinozorlarla ilgili sorularının yanıtına geleyim: Dinozorların nasıl yok olduları halen daha tartışma konusu aslında. Bu göktaşı düşüncesi 80'lerin başında ortaya atılmış bir teoridir. Ancak birçok bilim insanı başka teoriler ortaya attı. Örneğin güçlü volkanik faaliyetlerin dünya'nın soğumasına yol açtığına inanan insanlarda var. Aslında o dönemde sadece dinozorlar değil bir çok canlı türü yok oldu. Tabi öncelikle bitkiler. Ardında bitkilerle beslenen otçullar ve en sonunda o otçullarla beslenen etçiller. Bu olayların ne kadarlık bir zaman dilimi içerinde olduğu da tartışma konusu. Yani bu konudaki tatışmalar henüz bitmiş değil kardeşim. Bu gün kabul gören bir teori yarın reddedilebilir.  Bu arada şunuda eklemeliyim ki insan türü yani homo sapiens günümüzden yaklaşık iki milyon yıl önce ortaya çıktı. Dinozorlar ise bu tarihten ortalama altmış milyon yıl önce ortadan kalkmıştı. Yani yeryüzündeki hiç bir insan türü dinozor görmedi. Bilim adamları hariç :)) Onlarda fosillerini görebiliyorlar zaten. Ha bu arada yer yüzü bir şekilde insan için hazırlandı dersen sana haklısın derim. Çünkü dinozorlarla insan arasında arasan geçen yaklaşık altmış milyon yıllık zaman diliminde sadece dinozorlar yok olmadı; gerek karada gerekse denizlerdeki bir çok dev yırtıcı da yok oldu. Biz onların bir çoğunu şimdi benzin olarak alıyoruz. Yani onlar çoktan hidro karbon haline dönüştüler. O dev ağaçlar, dev hayvanlar hepsi ama hepsi belki de bir tek şey içindi: İNSAN. 

Bilimsel olarak bakıldığında tamamen mantıklı bir yaklaşım.Doğrudur.Benim yorumumda olaya hem bilimsel olarak hem de metafizik olarak bakmak istedim.Yorumun yarıdan sonrasını metafiziğe ayırdım :)

Yeryüzünde hiç bir insan türünün gerçekten de dinozorları hiç görmediği,ve ayrı dönemlerde yaşadıkları  beni açıkçası şaşırttı.Bunu bilmiyordum doğrusu.Ama dinozorlar döneminde insan sayısının çok az olduğunu söylediğim için bu sözü her halde geri almam gerekecek.Ama emin değilim henüz.Araştıracağım.İnsan ve dinozorlar hiç aynı dönemde yaşamışmıdır diye.Teşekkürler ukikar..

Bugün bilimle ilgili bir yazı vardı,Göçmen kuşların yön bulma becerileri hakkında,Aşağıda o alıntıdan birazını kendi dilimizde aldım,Biyolojik pusula dikkatimi çektiği için.Ama asıl önemli olanı bu yazıdan sonraki düşüncelerimdi. İlk çağlardaki ilk insana gitti kafam  ve ben bir kez daha atalarımın mağara önünde ateş yakmaya çalışan tiptekiler gibi olmaması gerektiğini düşündüm.Ne olursa olsun Ne Dinazorların yok oluşu nede ilk insan görünüşlü insan, Sırf bunlar bize böyle kabullendirildi diye mantığım kabul etmiyor bir türlü.Nasıl kabul etsin,Şu ortaya çıkana bakın,birde bize yutturulmuş olanlara. Viyana Moleküler Pataloji enstitüsünden David Keays,Baylor tıp kolejinden iki araştırmacının Le-Qing Wu ve David Dickman nın Güvercin beyninde manyetik alana duyarlı hücreler keşfettiklerini söylediğini ve Amerika Kuzey karolinada Manyetik duyarlılıkla ilgili araştırma yapan Kenneth Lohmann da bunun çok heyecanlı ve önemli bir buluş olduğunu söyleyerek kuşlardaki nöronların haricinde manyetik duyarlı hücrelerde olduğunu ve beyinin bir kısmında bu tür hücreler gelen sinyalleri çözümleyip konuşlandırdığını diğer bölümdeki manyetik yapılı hücrelerinde manyetik sinyallere duyarlı olup bunları çözümleyici hücrelere gönderdiğidir.Bundan dolayı biyolojik pusula deniyor.Yani Kuşların Biyolojik pusulası manyetik sinyallere duyarlı alıcı ve verici yada alıcı işleyici iki ayrı hücreden meydana gelmiş oluyor.Hatta bu pusulayı yanıltmayıda denemişler ama yine doğru yönü bulmuş kuşlar.Burda buna noktayı koyar koymaz ben şunu düşünmeden edemedim,Böyle bir varlık tamam yüce yaratıcınındır ama biz bunları şimdi öğrenmedende bu kuşlar mağara devri adamının tepesinde uçuyordu ve bir yerede kaybolmuyordu.Biz birden şimdiki adam olduk yani tabiki bir anda  değil ama,Bu beynimiz baya bir sıçramış yukarlara farkında olmadan.Son 100 senede dersek hepten atfosfere çıkmış diyebiliriz.Gelde evrim vb,Gelde Taş devrine,Gelde Dinazorların kayboluşlarına inan şimdi.Kuş beyinli diye kendimizle dalga geçiyoruz birde.Eğer bu kuşlardaki hücre yapısı manyetik sinyalleri dolayısı ile enlem boylamı algılıyorsa ki öyle olduğu görülüyor,Evrende kimbilir ne tür hücre yapılarına sahip canlılar vardır,Telepati belkide böyle düşünülünce inandırıcı olabilir.Yani onlar Kendi hücre yapılarına uygun şekilde telepati zaten dilleridir,bizim gibi sonradan görme telepatik insanlar değil...Farklı yaradılmaları tabiki bunlarlada ilgili.Sonuç olarak Bilim mantığı uçurmadan beyinleri cilalamaya devam ettiği sürece önümüzde baya uzun bir otoban var. Bir virajdan sonra çok daha şaşırılacak şeylere doğru yol almaya devam edeceğiz galiba.Navigasyon denen şey ikibin yıl öncede olduğu halde bize göre yoktu,Şimdi bizimde cebimize girdi bu nedenle şaşırmaya devam edeceğiz dedim.Bazı belgesellerde avcı canlıların küçüklü büyüklü araç kullanarak avlarını yakalamalarını görüncede Tekerleğin icadı gibi birşeyi insanla yayyana getirmekte niye bugünkü beynimize göre komik yada hakaret gibi geliyor acaba.Sırayla maden çeşitlerini görmekte baya epey zamanımızı almış..Tam Spielberg-Cem yılmaz vari ortak yapım  bir film gibi geçmişimiz...Bizim mantıksız komik bir geçmişimiz olamaz,kim yazdı bu safsataları insanlık hakkında bilmiyorum,birde görsellik katarak ilk insanı falan çizmişler,Bunu bize oynayanlar tam sopalık,Resmen biz insanlık geçmişimizin hödük bilim adamları..İyi valla,Dinazoru yok etse etse ancak gökten yağan taş yok eder o halde hadi göktaşı diyelim,taam bizde yuttuk..

 

 

Birader sanada bir selam göndereyim öncelikle ve bu yazdıklarına da bir şeyler ekliyeyim. Kuşların yön bulma duygularıyla ilgili çalışmalar 80'lerden hatta daha önceki dönemlerden beri var. Dolayısı ile manyetik pususla zaten yıllardır bilim insanları tarafından bilinen ve söylenegelen bir şey. Hatta insanların da aynı özellikleri taşıdıkları ancak tıpkı kör bağırsak gibi bu özelliğimizin de zaman içinde kaybolduğu düşünülüyor. Telepati için de aynı şeyi söylemek gerekir. Zaman içinde dil konuşma organı olarak geliştikçe beyin telepati yerine düşünce ve zeka işlemine daha çok yer ayırmaya başlamış olmalı. İnsanoğlu yaklaşık onbin yıldır hiçbir evrimsel değişiklik geçirmedi. Ancak ateşten yararlanmaya başlamamız ve alet kullanma becerimiz bizim bazı organlarımızın yok olmadan değişim geçirmesine neden oldu. Bunun adı evrim değil değişimdir.Burda başka bir türe dönüşme söz konusu değildir. Dğadaki her hayvanın avlanmak için alet kullanma becerisi olduğunu biliyoruz. Buna isteyen zekanın evrimsel gelişimi desin isteyen Allah'ın o canlılara bahşettiği bir yetenek desin. Sonuçta herşey Rabbimizin isteği ile oluyor. Ama bilimsel yolla oluyor. Unutma Kur'an ''hayat ilim üzerine kurulmuştur''der. Mağara devri insanı tepesinde uçan kuşun nasıl uçtuğunu bilmiyordu. İnsan zekası geliştikçe çok şeyler bulundu. Hatta bulduğumuz bir çok şey bizi sapkınlığa götürdü. Ben daha önce burada Hint efsanelerini paylaşmıştım. Kanımca efsanelerin bir çoğu gerçeğin değişmiş halidir. O nedenle o efsanelerde yaşanmış savaşların bir zamanlar gerçekten yaşandığını düşünüyorum ben. Belki de insanlık bugünkünden çok daha gelişmiş bir teknolojiye sahipti ve yaşanan bir nükleer savaş insanlığın sonraki savaşlarını çelik çomakla yapmasına neden oldu. Yinede bunların hepsi Bilim yoluyla bulunacak. Bu arada tekerleğin icadı ile ilgili sözlerine katılıyorum. Hatırlarsan bir bakanımız ''yoğurdun icadı ile aya gitmek aynı şeydir''demişti de bazı sözde köşe yazarlarımız aya gitmek gibi dev bir adım ile yoğurd yapmayı nasıl aynı kefeye koyarsınız demişti. Halbuki bulunduğu dönemde eminim yoğurt insanlar üzerinde çok önemli gelişmeler yarattı sağlık açısından. Ayrıca insanoğlu o yolla mayalanmayı buldu.  Ağız tadı kültürümüz gelişti. Bu tip olaylar elbetteki kendi dönemleri için çok önemli gelişmelerdir. Son olarak hem senin, hemde Muzafferin bir konuyu araştırmanızı istiyorum. Sanırım bu ikinizin düşüncelerinde de önemli gelişmelere yol açacaktır. MORFOLOJİK EVRİM. Bu konuyu biraz araştırın bakalım ne düşüneceksiniz. 

Ukikar'a,Elbette senin yazmış olduklarında doğru tespitler,katılmıyor değilim benim dikkat çekmek istediğim şeyler özellikle bize Öğretilmiş olanların içinin gerçekte tamamen olması gerektiği gibi maddelerle yada meteryallerle yada doğrularla olmadığıdır,yani herzaman değil.Evrim nedir sizce,Bu kelimenin içeriği herşeyi anlatabiliyormu,Ben oldum olası bu kelimeyi gölgesi olmayan bir duvar gibi görüyorum,İnsanın icadı bir şey bu,gerçekte olan evrimmidir buna net bir bakış getiremiyorum ben.Acelede etmiyorum olan biteni bir şeyin içine sığdırmak için.Ayrıca 80 lerdeki  yön bulma araştırmalarından ziyade, Bu iş için yaratılmış hücrelerin çok farklı yapıda yani manyetik sinyalleri algılama özelliği bir kısmı,bir kısmıda bu sinyalleri işleme özelliğine sahip olması beni şaşırtan bu tür hücreler olması,(Taksi şöförlerinde,Denizcilerde bu yön bulma duygusu sıradan insana göre biraz fazla gelişmiş durumda),Farklı özellikte yaratılmış hücreden meydana gelmiş canlılarda Telepati  bundan dolayı olabilir diye atlıyorum hemen.Eğer Telepati bilimsel olarak insan beyninin kabul edeceği netlikte gerçekten ispatlanmışsa(ki böyle bir şey yok,Sağda solda konuşulan edebiyat tarzında olanlar var tabi,hep birileri bir şeyler yazıyor,En çokta Ruslar ve İsrailliler böyle bir konuyla ilgili,Amerikada güya siyasi konulardada kullanım varmış-mış..vs.vs.vs..Yani.Ben kendimce şöyle düşündüm,Eğer Dünyada bir canlıda navigasyon yapmaya göre yaratılmış özel hücreler  varsa,evrende de kimbilir ne özellikli  hücrelerden meydana gelmiş canlılar vardır..Bukelemunda bu bağlamda çok farklı bir hayvan.Yarasada,balıklarda,Bunlara bakınca Telepati de ancak böyle özel türlerde olabilir,ben sadece böyle düşündüm,iddiada bulunmadım,Nasılki terabite kapasitesi var olarak bildiğimiz beynimizi megabite olarak kullandığımızı zannediyoruz, tabiki Düşünceyide sınırlayamayız..Ama yine Evrim konusuna döneyim,Ben Evrimi hangi tür,hangi canlı olursa olsun hemen üzerine bir giysi gibi giydiremiyorum nedense,bilmiyorum nedeni ne olabilir,Bu kelime bana daha çok petrol türevi plastik bir madde çağrışımı yapıyor,Doğal gelmiyor bana.Eh izin verirseniz buda benim düşüncem olsun.Bu konuyuda şöyle sonlandırayım,Polemik yaratmak,bitip tükenmeyen tartışmalara girmek ne burası için uygun nede benim yapıma,sadece herkesin sandığından çıkanlara göz gezdirmek amaç,orasını burasını didiklemek değil yani.Teşekkürler.

sadece ufak bir şey eklemek istiyorum evrim ile ilgili. Gerçi sohbetin gidişatını biraz bozmuş gibi olacağım. Kusuruma bakmayın lütfen.

Bugünkü görünümümüz ile ilgil ufak bir müdahale, yakın bir yüzyıla kadar yine bilimsel ve teknolojik gelişimimize ufak bir müdahale söz konusu olabilir. Bu müdahalelerin devam etmesini bekliyorum. Nereye ve neden gidiyoruz benim için önemli bir soru.  

Konu başlığından uzak bir yorum olabilir ama,O halde milyonlarca yıl önce yaşamış olan insanlar,insan sınıfı dışında kalan canlılardı.Bunlardan ateş yakan bir canlı hiç bir zaman olmadı.Avlanmak için silah geliştiren ve kullanan insan olmadı.Yani akıl sahibi insana benzerler yerine ilk olarak tamamen hayvanımsı ama insan fiziğine benzer türler ortaya çıktı ve yaşadılar ve soyları tükendi.Bunlar insanımsı sınıfından kabul gören,fakat insan olmadıkları halde fizik olarak insana benzer canlılardı.Yani primatlar sınıfındandılar.Daha sonra ortaya homo cinsleri çıkınca bunlar maymunumsulardan daha farklı olarak kabul edildiler.Yani ateşin ilk kullanılması,bilinçli avlanma,barınma vs,hareketlerin bu türler ile başladığı kabul ediliyor.Fakat yine acaba böyle mi oldu diye düşünmek gerekir.Çünkü ortada olan bütün bilgiler ancak varsayım noktasındadır.Eğer böyle ise de homo yani yarı akıllılar sınıfının nereden geldiği sorgulanacak ve bunların ataları olarak ta yine ilk türler,yani maymunumsu olup insan olmayanlar homoların ataları kabul edilecek.Yine eğer böyle ise o halde evrim olayının olduğuna delil olacak bu durum.Oysa evrimin olup olmadığı kesinlik kazanamamış olsada,evrimin maymun türlerinin insanlaşarak olmadığı görüşü daha baskın çıkmaktadır.Yani her tür kendine özgü,tek tür olarak ortaya çıkmış ve bu devinim günümüze kadar gelmiştir.Günümüz insanının ilki olarak ta bilindiği gibi adem havva olayıdır.Yoksa homosapienin evrimleşerek bugüne kadar geldiğinin hiç bir belirtisi hiç bir kesinliği olmamıştır.Buna göre ilk ilkel insanın ateş yakması mümkün görünmemektedir.O halde ateşi ilk yakanların homo cinsi veya hemen sonraki türler olabileceği düşünülebilir.Hiç gelişmemişlerden sonraki tür olan az gelişmişler sınıfı olabilir.

Tekerleğin icadı diye bir olay hiç bir zaman olmamıştır.Yine ateşin icadı da olamaz.Mağara devri adamının yaşadığı bir yerde çeşitli doğa olayları ile yıldırım vs.kendiliğinden ortaya çıkmış ateş için,ateşi şu tür buldu veya ateşi ilk kullanan tür diye bir mantık olamaz.Tekerleğin icadı da buna benzer bir yaklaşım gösterir.Mağara devri adamı hiç mi bir kaya parçasını elleri ile yuvarlamaya kalkışmadı.Veya bir ağaç kütüğünü hiç mi yuvarlayıp götürmeyi düşünemedi.Bu anlamda ağaç kütüğü veya bir kaya parçası veya benzer bir maddenin yuvarlatılması tekerleğin icadı değil de nedir.Yine ilk silah kullanan ilkel insanlar diye de bir düşünce olamaz.Avını öldürmeye çalışan ilkel bir insan veya pirimatın bir ağaç dalı ile avına vurması ve onu öldürmesi de ilk silah değilmidir.Homosapiens ve benzer türler zaten az gelişmişlerden olup faraza da eğer modern insanın ataları iseler demek ki bunların da yaratılışlarında kendilerine akıl bir şekilde bir ölçüde verilmiş olmalı.Ve ateşi ve tekerleği ve sivri uçlu silahları keşfetmelerine gerek olmadan bunları kullanabilmeleridir.Yani bunların kendiliğinden ortaya çıkan icatlar olduğu bellidir..

Dinozorların göktaşı ve türlü doğa olayları yüzünden nesillerinin tükendiğine daha öncede söylediğim gibi katılmıyorum.Aslında bilimin bu yok oluş sebebine uydurduğu çeşitli kılıflardan bazılarıdır bunlar.Dinozorların nasıl yok oldukları hakkında yapılan sayısız teorilerden en çok onay gören,kabullenip gerçek olma ihtimali yüksek görünen görüş göktaşı çarpması sonucu yok oldular görüşüdür.Yani ortada yok olmanın tam gerçekçi bir açıklaması henüz yoktur ve olması da zaten pek olası görünmüyor.Bilimin bizlere bu konuda anlattığı son hikaye bu şekildedir.Göktaşları dünyaya çarptı ve kalkan toz bulutları güneş ışınlarının dünyaya ulaşmasını engelleyip,dünya aylarca karanlıkta kaldı ve sonra bu karanlık yüzünden buzul çağına girildi masalı.Hepsi de ancak beyinlerde kurgulanmış hikayelerin bilim dünyası tarafından kabul edilmiş hali.

 

 

Sevgili Muzaffer,İyi toparlamışsınız gerçekten, Tutarsızlıkları tutarlı bir platformda harmanlamanız hemde mantığın kabul çerçevesinde olması güzel olmuş,Şu ön tarafa ışık tutma olayını bazende arkaya doğru tutmak lazım sanki,hep önümüzü görelim tabi ama nerden geldiğimizide bilelim.Geçmişimiz (Homosapiens öncesi)bize yutturulmuş kurgudan ibaretse ki çoğunluğu öyle görünüyor geriye baktığımızda,Geleceğimiz içindede  kurgu olanlar var,Gerçek olandan uzaklaşmamak için bilimden sapmadan ilerlenmesi ve tabiki insanlığında kimyasının bozulmaması gerekmekte.Gelecekte en az geçmiş kadar bilinmezlikler içeriyor,Ama tek farkı geçmiş kadar zaman ağır ilerlemiyor,Bir şeyler bir zaman sonrası hızlanmış ve gittikçede hızı dahada artıyor .Sanki Katalizor bir madde devreye girmiş gibi..Kimbilir bir nedeni vardır elbet.Zaten herşeyide bundan dolayı çabuk tüketmeye başladık..Sevgiyide bitirdikmi tamamen gelecek olmasada olur artık..Sevgiler.

Evet,geçmiş yavaş ilerliyordu,günümüz geçmişe göre daha hızlı.Gelecek daha da hızlı ilerliyor olacak ve bu hız gittikçe de artacak.Zamanın hızının arttığı hissiyatı,insanlarda psikolojik bir algı olabiliyor.Bilimin çok hızlı ilerlemesi sonucu her geçen gün hatta her saat yeni yeni buluşların ortaya çıkması iletişimin çok hızlı olması vs,ve insanın özellikle de uzaya açılması neticesinde bizlere zamanın çok çabuk geçtiğini psikolojik olarak sezdiriyor.Bunun daha bir çok nedeni de var..

Bunun yanında sadece psikolojik değil,bilimsel olarakta zamanda hissedilir bir hızlanma var.Fakat bu hızlanma olayı saatlerin kısalması anlamında değil.Yani bir saat yine altmış dakika olarak geçiyor.Fakat bu hızlanma bizim idrakımızın ötesinde bir hızlanma.Bilim bunu kanıtlamak için zamanı bir ölçüm aleti ile ölçemiyor,ancak hissedilebiliyor.Duyarlı olan ve hisleri güçlü olan insanlar bu hızlanmayı sezebiliyor.Diğer yandan ilahiyatta/hadislerde de böyle bir hızlanmanın olacağı belirtilmiştir zaten.Yılları ay,ayların gün gibi olacağı/geçeceği zaman....şeklinde.Her iki durumda da yani bilimsel ve dinsel yönden bakıldığında bunun gerçekleşmeye başladığı bellidir.Zamanın hızlanmasının göstergesi de dünyanın sona doğru yaklaştığının alameti olmalı.

Muzaffer kardeşim bazı onularda kafa karışıklığı yaşadığını zannediyorum. Mesleğini bilmiyorum. Popüler bilim dergileri ile ne derece haşır neşir olduğunu bilmiyorum. Ama yine de hem sana hem de buradaki diğer kardeşlerimize öncelikle Tübitak'a ait aylık bir dergi olan Bilim ve Teknik'i okumalarını öneririm. Bu dergiye devam ettiğniz zaman bilimin işleyişi hakkında sanırım bir fikir sahibi olabilirsiniz. Tabi Bilim ve Teknik dışında başka bilim dergilerini de okuyabilirsiniz. 

Sen evrimin olup olmadığı henüz kesinlik kazanmamıştır diyorsun ya; Evrim teorisine kanıt olarak dünya'nın bir çok yerinde ortaya çıkartılmış o kadar çok kanıt var ki dünya çapındaki bilim insanları evrimi reddetmiyor sadece nasıl olduğu konusunda tartışma yaşıyorlar. Zekâ'nın ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı tartışılıyor mesela. Ateşin icadı diye bir şey söz konusu değil. Ama ondan yararlanmayı öğrenmek söz konusu. Tekerleğin icadına gelince... Tekerleğin icadı önemli bir buluş kabul ama tekerleği hiç kullanmamış uygarlıklar da var. Mesela Mayalar ve Aztekler tekerleği ve sabanı bilmezlerdi. Ama bu durum onların büyük uygarlıklar kurmalarını engellememiştir. Avrupalılar sıfır rakamını Endülüs devletini yıktıkları zaman Müslüman Araplardan öğrenmişlerdir. Sümerlerde hakeza sıfırı bilmezlerdi. Bizim bu gün ilkokulda öğrendiğimiz toplama da basamaklandırma işlemi yüzlerce yıllık matematik çabaları sonucunda ortaya çıkmıştır. 

 Yani Muzaffer kardeşim bütün bu gelişmeler bilim sayesinde olmuştur. Bilim ister matematik olsun ister biyoloji yada astronomi somut verilerle çalışır. Bu arkeoloji de dahil olmak üzere tüm bilim dallarını kapsar. Bu gün bırakın uzayda hayat olup olmadığını mikrobiyolojik düzeyde bile henüz canlı varlığı ispat edilememiştir. Sadece elde bir takım veriler vardır. Ancak bunların araştırılması gerekmektedir. Bu nedenle uzaya sondalar ve teleskoplar gönderiliyor. 

Ben uzayda canlıların olduğuna inanıyorum. Ama bu sadece benim inancım. Buna sende inanabilirsin yada inanmazsın. Bu da senin bileceğin bir iştir. 

Son olarak şunu belirtmek istiyorum: Şüphecilik bilimin temelidir. Şüphe etmek, sorgulamak çok önemli ve çok iyi bir şeydir. O nedenle lütfen hiç bir şeyi tek taraflı okuma. ŞÜphe ettiğin her konuda düşünceni geliştirmek için OKU!

Umarım seni ve Mehmet beyi kırmamışımdır. Bazen kendimi kaptırabiliyorum...

Evrim konusuna derin olarak girmek istemiyorum.Yani ara geçiş formu isteyeceğimi sanmayın :) Bu çok kere konuşulup tartışıldı.Ancak günümüz dünyasına ve geçmişe bakarak/düşünerek evrimin henüz kesinlik kazanmadığını söyledim.Tübitak'a ait bilim ve teknik dergisini çok iyi bilir ve zaman zaman da alıp okurum.Net'te ise benim dikkatimi ancak bilim çekebilir ve tam bir bilim hastasıyım diyebilirim.Kafa karışıklığı yaşadığımı düşünmüyorum.Ancak sorun bilinmezlik olduğunda değişik teoriler ile olaylara bakmak gerekir diyorum.Yani çok sesliliğin zararı olmaz.Bütün dünyanın doğru olarak kabul ettiği bir olayın aslında böyle olmadığını yine bilim sayesinde anlıyoruz.Yumurtanın kolesterol deposu olduğu ve daha sonra da bunun böyle olmadığı gibi.Bu sadece basit bir örnek.Dinozorların nasıl yok olduğu da keza böyle.Bunlara gün geçmiyor ki yeni senaryolar eklenmesin.Uzay ise her geçen gün yeni olaylar ile karşımıza çıkıyor.Böyle değişken bir bilim dünyası varken,olaylara eskiden bu yana kabul edilmiş fikirlerin,doğru olduğunu zannederek bakmak ta bilime yeterli önemi göstermemek olacaktır.

Mayaların tekerleği hiç bilmemesini yine kuşku ile karşılarım.Böyle bir medeniyet neden tekerleği bilmesin.Veya bu bizlere böyle mi kabullendirilmek isteniyor.Ya da mayalar acaba tekerleği kutsal bir araç olarak mı görüyorlar ve tanrıları ile ilişkilendirmemek için tekerleği kullanmadılar.Bu,mayalarda tekerleğin kutsal bir araç,şekil olarak görünmesi olamaz mı.

Ben kırılmadım sevgili ukikar.Kırılacak bir pozisyona sebep olabilecek bir şeyler de yazmadım galiba.Bilim söz konusu olunca aklı başında insanların kırılması söz konusu olamaz.

Not.Sitenin başlığında: "Söz konusu bilinmeyen olduğunda her şey mümkündür" şeklinde bir yazı var.Benim yorumlarım da biraz buna benzer gibi oluyor.Yani bilinmeyenden her şey ortaya çıkabilir.Ta ki bilinene kadar.Saygılarımla..

mısır piramitindeki yıldızlara açılan dehlizler piramitler hakkında gizemleri ve sırları ortaya çıkarabilir diye düşünüyorum