area 51 ve bob lazar açıklamaları

51. Bölge Uzaylı Röportajı Bob Lazar 51. bölgede bulundurulan uzay gemilerinin mühendislik sırlarını çözmesi için görevlendirilmişti.
Bu yazıda okuyacaklarınız dünyada çok yankı yaratmış olan ve gerçek bir uzaylı ile yapılan bir röportajı içerdiği iddia edilen belgeselin Türkçe’ye çevrilmişidir. Bazı yorumlara yazarın atmasyonları eklenmiştir.

***

1989 senesinde Bob Lazar adlı bir fizikçi 51. bölgede bulundurulan uzay gemilerinin mühendislik sırlarını çözmesi için görevlendirilmişti. Lazar, yaptığı çalışmaların ardından üzerinde çalıştığı uzay gemileri hakkında açıklamalarda bulundu ve 51. bölgede uzaylılara ait olan uçan dairelerin test uçuşlarının yapıldığını açıkladı. Devlet ile arasında yaşanan olumsuzluklar üzerine kendini güvenceye almak için Lazar tüm bildiklerini açıklamaya başladı. Lazar, Las Vegas Klas televizyonu muhabirine 51. bölgenin S–4 olarak bilinen test alanında uzay gemileri üzerinde çalışan bir ekipte görevlendirildiğini ve uzay aracının itici kuvvetini çözmek için çalıştığını anlattı. Lazar belgeselde şunları söylüyor:

“Çok kaygan ve ince yapılı, uçan daire şeklinde bir araç. Toplam 9 tane var. Ben sadece bir tanesi üzerinde çalışmalar yaptım. Çok sade, tek ve katı bir renge sahip, aracın içi ile dışı gri, hiç bir yerde sivri bir köşe yok, araç içindeki her cihaz, koltuklar, amplifikatör yuvaları, her şey yuvarlak köşeler sahip. Sanki herşey balmumundan eritilerek yapılmış gibi. Tavan ile yer birleşiyor ve her şey buna göre orantılanmış. Çok çok sade, çok geniş alana sahip, alan çok pratik kullanılmış. 3 tane seviye mevcut. En alt seviye amplifikatör yuvalarının olduğu yer, burada üç tane bulunmakta. Orta seviye araca giriş yaptığınız kısım. Burada koltuklar ve amplifikatörler var. En üst kısım ise küçük bir oda ama oraya erişim yoktu bu yüzden orada ne olduğunu bilmiyorum.”

“Kesinlikle bir uzaylı aracı, bu konuda hiç bir şüphe olamaz.”

“İlk olarak projenin amacı tersine mühendislik ile(back engineering) aracı deşifre etmekti. Eğer Amerikan yapımı iseler bunu geriye dönerek araştıracak ve insan yapımı olup olmadıklarını anlayacaktık. İkinci olarak boyut, içerideki teçhizat, koltukların boyutu, kullanılan materyaller tamamen bize uzaylı kalıyor. Ayrıca kullanılan petrol, “1–15” adlı element bizde yok. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde oluşturulan açıklamanın birifingi bu araçların kesinlikle uzaylı aracı olduğu idi.”

Lazar’ın bahsettiği 115 elementi Ununpentium olarak adlandırılan ve “Uup” sembolüne sahip olan element. Bu madde partikül bombardımanı ile enerji kaynağı haline dönüşen Ununhexium maddesine dönüşüyor. Daha sonra ana partikül ile karşıt partiküller oluşan nükleer reaksiyonu sonlandırmak için çözülerek yok oluyorlar. Ayrıca Uup elementinin yarattığı nükleer güç ile uzay aracının dış ortam ile arasındaki yerçekimi uyumunu sağladığı öne sürülüyor(wikipedia.org).

Bob Lazar 51. Bölgede uzaylı teknolojisine tanık olmuş isimlerden sadece biri. Bir başka isim David Adair. Adair 51. Bölgede uzaylılara ait olan bir motorun incelenmesi için görevlendirilmiş. Dedikleri ise şunlar:

“Bizim kökenlerimizden gelen bir şey değil. Bunu görmeme izin vermemeleri gerekirdi. Sonuçları iyi olmadı. Beni bir odaya kilitlediler. Bunun sebebi onlara motorun nasıl çalıştığı konusunda daha fazla bilgi vermeyeceğimi zannetmeleri idi ve bu konuda kararsızlaştılar.”

NASA ve başka uzay araştırmaları firmalarına danışmanlık yapmış olan Adair, 1971 senesinde dünyaya çakılmış olan bir uçan dairenin motorunu araştırmak için görevlendirildiğini anlatıyor.

“Baktığım şey teknolojik olarak olağanüstü bir şeydi. Böyle bir şeyi görmek muhteşem bir olaydı. O durumda olmak ise beni her zamankinden çok daha sinirli bir hale getirdi. Çünkü elinizde bu tür inanılmaz bir teknoloji bulunduruyorsunuz ve insanlara bunu açıklamıyorsunuz. Biz halen benzinle çalışan motorlar ve NASA’da bu şekilde çalışan roketler üretiyoruz ama ellerinde öyle bir motor varki, bizim teorimizle büyük olasılıkla ışık hızına ulaşabiliyor, hatta daha da fazlası.”

Ufolojist Sean Morton ise Lazar’ın açıklamarına kendi bilgileri ve bakış açısı ile yorum yapıyor:

“Bob Lazar’ın bize dediğine göre eğer biz çarşamba akşamları saat 18.30’da siyah bir posta kutusunun yanına gidersek uçan daireler görebiliriz. Çünkü bunlar askeriye tarafından belirlenmiş olan zamanlar. Akam 18.30–21.30 arası ve sabah saat 03.00 ile 06.00 arası.”

Bob Lazar’ın açıklamalarının ardından söylediklerinin üzerini örtebilmek ve onu susturabilmek için devlet tarafından birçok girişimde bulunuldu. Bu olayların ardından 51. bölge hakkındaki spekülasyoınlar doruğa ulaştı. Buradaki temel görüş, Amerikan hükümetine bağlı yetkililerin uzaylılar ile gizli görüşmeler yaptığıydı. Morton, 51. bölge hakkında çıkan uzaylılarla pazarlık yapılması spekülasyonları hakkında şunları söylüyor:

“Yürütülen projelerdeki ana amaç Amerikan devleti ile uzaylılar arasında pazarlık yapmaktı. 1947’deki Roswell kazasının ardından Majestic 12 adı verilen bir organizasyon kurulmuştu. Ardından 1953’te bu olaylara dönemin başkanı Eisenhower’da karıştı. Devlet-askeriye-uzaylılar arasında görüşmeler olduğu spekülasyonları ortaya çıktı. Görünüşe bakılırsa bizde uzaylıların istediği bir kaç şey vardı. Birincisi, askeriyenin donanıma ihtiyacı vardı. Biz silah teknolojisi, itici kuvvet teknolojisi, metalurji teknolojisi istiyorduk. Bunun karşılığında uzaylılar donanımları karşılığında bizim yazılımlarımızı almak için ticarete sıcak bakıyorlardı. Buradaki yazılımlar ise bizden başkası değil, yani insanlar. Başlıca istedikleri şeyler genetik materyaldi. Bunun karşılığında ise bize teknolojik ilerleme sağlamakta istekliydiler. Buna bir kaç uçan dairenin insanlara verilmesini örnek gösterebiliriz.”

***

26 Temmuz 1996 tarihinde, televizyon programı çeken ve dağıtımı yapan Rocket Pictures adlı şirketi “Victor” takma adında kimliği belirsiz bir kişi aradı. Elinde bir uzaylı ile yapılan röportajın görüntülerini içeren bir kaset olduğunu iddia ediyordu. Şirketin sahibi Tom Coleman ilk başta bunu bir şaka zannetti. Ancak konuşma devam ettikçe Coleman telefonun ucundaki kişinin çok ciddi biri olduğuna inandı. Victor adlı şahış Coleman’a elinde Nevada’daki askeri üste(51. Bölge) tutulan bir uzaylıya ait olan bir video olduğunu belirtti.

Amerika’da uzaylılara ait olan video spekülasyonları tabii ki ilk olarak 1947’deki Roswell kazası ile ortaya atılıyor. Enkazdan çıkarılan uzaylılardan bir tanesinin yaşadığının ortaya atılması ile meraklar artıyor ancak her şey bununla bitmiyor. Anlatılanlara göre kazadan iki sene sonra, 1949 senesinde Roswell kazasından ikinci bir uzaylının daha kurtarıldığı iddia ediliyor. EBE–1(Extraterrestrial Biological Entity, Uzaylı Biyolojik Varlık–1) adı konulan uzaylı gözaltına alınıyor. Ancak uzaylı o zamanın doktorları tarafından çaresi bulunamayan kronik hastalıklara sahip. Jimy Carter’ın başkan olduğu döneme ait olan, 14 Ağustos 1977 tarihli bir birifingte yazanlara göre, hasta durumda olan EBE–1 ayağının tozu ile getirildiği bir askeri üste sorgulanıyor. Sorgulamada piktograf(harf yerine resim kullanılan yazı türü) kullanılıyor. EBE–1, Zeta Reticuli yıldız sisteminden geldiğini anlatıyor. EBE–1 ile yapılan araştırmaların asıl amacı ise, hem uzaylılar, hem de insanlar tarafından anlaşılan resimlerle ortak bir dil yaratmaktı. Eğer bu iddia edilenler doğru ise, dilbiliminde devrimsel bir ilerleme 1950’lerin ilk senelerinde gerçekleştirilmiş oldu.

Ancak en önemli şey Amerika ile Rusya’nın soğuk savaşa ilerlediği bu dönemde böyle bir bilginin tamamen insanlıktan ayrı tutulmasıydı. Devletin o zamandan beri aklında bulundurduğu ana strateji %100 gizlilikti.

Eldeki bilgilere göre EBE–1 belirlenemeyen bir hastalıktan dolayı 18 Haziran 1952 tarihinde Allah’ın rahmetine kavuştu. En ilginç şeylerden biri, EBE–1 gibi çok ileri bir yaşam formunun daha kendi hastalıklarına tedavi bulamayan bir ırkın ellerinde hayatını kaybetmesiydi. Ancak daha sonraki araştırmalarda birçok uzmanın yaptığı açıklamaya göre uzaylılar için ölümün hiç korku yaratmayan bir şey olduğu ortaya çıktı. Onlar için ölüm bir nevi son değil, bir geçiş süreciydi.

1940’ların sonlarında ve 1950’lerin başlarında Amerika’nın uzaylı politkası belirlenmişti. Her şey çok gizli tutulacaktı. “Blue book” adı verilen bir dosyada her türlü olay kaydediliyordu ama açıklamaya gelince her şey yalanlanıyor, bataklık gazları ya da doğal ışınlar gibi şeylerle olaylar geçiştiriliyordu. Ancak daha sonradan ortaya çıktı ki Amerikan hükümetinin tek bir stratejisi yoktu.

14 Eylül 1947 tarihinde hükümet tarafından “Majestic 12” adlı bir araştırma grubu yaratıldı. Bu grubun amacı uzaylılarla ve UFO’larla alakalı her türlü bilgiye ve dökümana ulaşmak ve bu bilgileri hem yabancılardan, hem de Amerikan halkından tamemen gizli tutmaktı. Mj–12 dönemin başkanı Truman’ın savunma bakanı olan James V. Forrestal tarafından yürütülüyordu. Çok kısa bir süre içinde Mj–12 örgütü Forrestal’ın tahmininden çok farklı boyutlara ulaştı. 1949 senesinde depresyon nedeniyle hastaneye kaldırılan Forrestal hastane odasında intihar etmiş olarak bulundu ama bunu birçok araştırmacı kabul etmedi. Söylenenlere göre Forrestal %100 gizlilik yerine eldeki bilgilerin halka açıklanmasından yanaydı.

Çok ilginç bir başka nokta, 51. Bölgede 1989 senesinde uzay araçlarını incelemiş olan Bob Lazar’ın anlattıklarıydı. Dediğine göre üsteki her görevli üzerinde “MAJ” yazan kimlik kartları taşımak zorundaydılar. Bu ise “Majestic” kelimesinin kısaltmasıydı. Yani kurulduktan sadece bir kaç sene sonra Mj–12 örgütü tüm 51. bölge kontrolünü ele mi geçirmişti?

1994 senesinin aralık ayında bir UFO araştırmacısının eline Majestic 12 örgütünün el kitabından bir döküman ele geçti. Bu dökümanda nezaret altındaki uzaylılara nasıl davranılacağı hakkında maddeler vardı. Buna göre:

- EBE’ler her ne gerekirse gözaltında tutulacaklardır.
- En kısa zamanda güvenli bir alana sevk edileceklerdir.
- Her ne kadar EBE yaşam formlarını fiziksel olarak iyi durumda elde bulundurmak avantajlı olacaksa da, yürütülen operasyonların güvenliği ile uyuştuğu sürece bu varlıkların alıkonulmasının ertelenmesi ya da kaybedilmeleri(ölmeleri) kabul edilebilir.

Son ve rahatsız edici maddeden de anlaşıldığı üzere gizlilik başından beri devletin ana amacı olmuştu.

1988 senesinde hükümete ait olan ve kod ismi “Falcon” olan başka bir kaynak ele geçirildi(internetteki kaynaklara göre bir adam). Elde edilen bilgiler ikinci bir uzaylı yaratıktan bahsediyordu, yani EBE–2. Bilgilere göre EBE–2 devlete araştırılması ve röportaj yapılması için gönüllü olarak başvuran bir uzaylıydı! Bu olay gerçek ise, 51. bölge uzaylılarla insanlar arasında diplomasinin gerçekleştiği ilk yer olmuştu. Falcon kaynağında belirtilen bilgiler 1950’nin ortalarında gerçekleşen EBE–2 röportajının EBE-1’den oldukça farklı olduğunu ortaya koyuyordu. Normalde uzaylılar insanlarla resimli figürler ya da konuşma dili ile iletişim kurmakta hiç ilgili olmuyorlar. Ancak EBE–2 gönüllü olmasının yanında bu sefer onun için geliştirilmiş olan bir konuşma cihazını kullandığından bahsediliyor. Hatta EBE-2’nin İngilizceyi kısa sürede söktüğü ve yetkililerle İngilizce konuştuğu anlatılıyor.

Bu saçma sapan(ya da gerçek) açıklamaları yalanlayan diğer kaynaklar ise uzaylıların insanlarla konuşarak falan değil, telepati yöntemi ile iletişim kurduklarını belirtiyorlar. Eğer bu doğru ise uzaylıların telepati yetenekleri olduğu nerden biliniyordu, ayrıca devletin iletişim kurabilmek adına telepatlar tutması gerekiyordu. Ya da uzaylıların konuşma yeteneği hiç mi yoktu?

Bob Lazar’a çalıştığı uzay araçlarının sahiplerinin nerede olduğu, 51. bölgede uzaylı olup olmadığı soruluyor. Lazar bu soruyu yanıtlamaktan çekindiğini belirtiyor ancak bir keresinde iki yetkilinin kısa boylu ve uzun kollu biri ile konuştuklarını gördüğünü, başka bir sefer de uzaylı medeniyetler hakkında bilgi içeren dökümanlara rastladığını anlatıyor. Ayrıca Lazar 1970’lerin sonlarında gerçekleşen ilginç bir olaydan bahsediyor. Son 40 sene içinde 51. bölgede uzaylı sayısı o kadar artıyor ki, üs bir nevi uzaylı tatil kampına dönüyor. 1970’lerde yetkililer üsteki bir alanı uzaylıların kontrolüne sevk ediyor.

Bir gün güvenlik görevlileri ile uzaylılar, büyük olasılıkla muhabbet ederlerken, uzaylıların yarattıkları bir çeşit alan yüzünden görevlilerin tabancalarındaki kurşunlar tepki veriyor ve orada bulunan tüm insanlar başlarından aldıkları yaralar ile nalları dikiyorlar. Bu saçma sapan hikâyelerden daha ne kadar var bilinmezken, UFO araştırmaları üzerindeki en ilginç şeylerden biri 1987 senesinde yaşanıyor.

21 Eylül 1987’de, dönemin başkanı Ronald Reagan, Birleşmiş Milletler’de konuşmasında çok ilginç şeylerden bahsediyor. Reagan, konuşmasında “Eğer dünya dışı bir tehdit ile karşı karşıya kalsaydık, eminim ki bizi ayrı tutan tüm engelleri unutur ve birlik kurmayı başarabilirdik” diyor ve uzaylıların yaratacağı bir tehditten söz ediyor. Onun bu açıklaması, Lazar’ın anlattığı ve uzaylıların kafası kızdığı anda neler yapabileceklerini gözler önüne seren olaydan sonraki döneme rastlıyor.

Tüm bu acayip ve fazlaca saçma duyumlar bir şeyi akıllara getirmeye başlamıştı. Acaba bunlar devlet tarafından insanların aklını karıştırmak için bilerek ortaya atılan şeyler miydi?
Bu düşünce içinde Rocket Pictures sahibi Tim Coleman, “Victor” adlı şahsı güvenilirlik konusunda uyarıyor. Victor ise her soruyu yanıtlayacağını ve kaset üzerinde her türlü testin yapılabileceğini, uzmanlara danışılabileceğini belirtiyor. Ayrıca kendisi belgeselde yer almayı maske kullanarak ve sesi elektronik yöntemlerle değiştirilmek suretiyle kabul ediyor.

Röportaj esnasında Victor 51. bölgedeki görevini açıklamıyor, sadece orada olması için geçerli bir sebebi olduğunu belirtiyor. Teslim ettiği kasetin orjinalinden kopya olduğunu ve 51. bölgede çok olağan dışı şartlar altında, yasak olmasına rağmen kopyalandığını açıklıyor. Victor kasette görülen uzaylıyı gördüğünü ama röportaj esnasında orda olup olmadığı konusunda bir açıklama yapmayacağını belirtiyor. Uzaylı ile yapılan röportajın uzaylının ele geçirildiği 1989’dan beri sürdüğünü, her ay iki tane yapıldığını ve her seansın 3 ila 5 saat civarında olduğunu anlatıyor. Uzaylının uçan daireler hakkında temel teknik bilgiler verdiğini, bunun dışında ruhsal kavramlardan bahsettiğini anlatıyor. Uzaylının ruhsal konular hakkında konuşurken daha rahat olduğunu belirtiyor ve bahsettiği şeylerin şunlar olduğunu söylüyor:

“İnsan vücudu bir cihaz, daha çok bir araç, tekne, iletişim/ulaşım kanalı. Bu araç ruha hizmet için sahip olunan bir şey ve maksimum verimlilik ile kullanılması gerekiyor. Araç kırıldığında ya da bozulduğunda ise değiştirilmesi gerekiyor. Ruh, birden çok araca sahip olabiliyor. Teknoloji ise bu süreçte aracın kendini yenilemesi için kullanılan şey(yani araçtan araca geçen bir ruh transferi söz konusu). Ruh araçtan araca geçebiliyor. Yani reankarnasyon gibi şeyler gerçek.”

Victor ise uzaylının araç olarak kullandığı sözün ruhun kendisine kılıf olarak kullandığı vücut olduğunu belirtiyor.

Bu görüşün bir benzerini savunan ve araçlar için “konteyner” tanımını kullanan “Heavens Gate” adlı bir örgüt üyeleri ruhun bir konteynerden başka bir konteynere geçebildiğini kabul ediyorlardı. 1997 senesinde liderlerinin arkasından 38 grup üyesi yataklarında her birinin ayağında spor ayakkabı ve şık giyinmiş bir halde toplu intihar ettiler. Victor ise uzaylıların ruhani konulardaki bilgilerinin kesinlikle intihara sevk edici olmağını belirtiyor. Yapılan röportaj ise intihar olayından tam 7 ay öncesi.

Daha sonra belgeselde uzaylı röportajı gösteriliyor. Karanlık bir mekânda gerçekleştirilen röportajda uzaylı bir masanın ucunda oturuyor. Gövdesi gözükmüyor. Bir adamın rahatça üstünde durabileceği kadar devasa bir kafası var. İncecik boynu görülebiliyor. Uzaylı yaklaşık 1,5 dakika sonra şiddetli baş sarsıntıları ile öksürürmüş gibi hareketler yapmaya başlıyor. Bu esnada yanına 2–3 tane sağlık görevlisi geliyor. Bir tanesi elindeki fener ile uzaylıyı kotrol ederken, ara sıra uzaylının gövdesi görülebiliyor. Bir görevli kafasını tutarken diğeri ağzını siliyor. Bu esnada uzaylının ağzı açılıp kapanıyor. Görevlilerin hareketleri ise çok doğal, ne yapacaklarını planladıkları ya da rol yaptıkları hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değil.

Youtube.com’daki yorumlardan bir tanesinde bir kişi görüntüleri çok büyük ekranda izlediğini, uzaylı öksürür gibi hareket yaparken ağzından tükürükler saçtığını söylüyor. Bu da özellikle sahte olması ihtimalinde çok ince bir detay olan ağız hareketleri hakkında iyice şüphe uyandırıyor.

Victor görüntülerdeki kişilerin güvenliği için filmdeki sesi çıkarttığını ve bu filmi ortaya çıkarmasının en büyük amacının uzaylıların varlığından insanları haberdar etmek olduğunu söylüyor. Röportaj esnasında ortamın karanlık olmasının uzaylının rahatını sağlamak için yapıldığını söylüyor. Uzaylının oturduğu taraftaki masanın üzerinde inip kalkan yeşil ışığın telepat sinyali, arka planda görülen kare açıklıkların gözlemciler için olan kameralar olduğunu belirtiyor. Röportaj esnasında odada telepat dışında askeri sıhhiye görevlilerinin bulunduğunu söylüyor.

Uzaylı en alt seviyede ve en güvenli yer olan 2. güvenlik seviyesinde tutuluyor. Uzaylıların en güvenli seviyede tutulmalarının sebebi ise insanların içinde bulunduğu çevreden, doğadan korunmalarının amaçlanması. Normalde uzaylıların insan doğasında olan hastalıklardan direkt olarak etkilenmedikleri anlaşılmış ancak özellikle solunum sistemlerine yerleşen ve onları hasta eden bakterilerin mevcut olduğu ortaya çıkmış. Röportajda uzaylının rahatsızlanması hakkında Victor röportajın iyi ilerlemediğini, telepatın önceki seanstan arta kalan bilgileri elde etmeye çalıştığını ve uzaylının büyük stres altında olduğunu söylüyor. Uzaylı ağzı sıkça açılıp kapanırken ve öksürür gibi hareketler yaparken Victor onun diğer uzaylılarla ilketişim kurmaya çalıştığını, ancak hiç bir sinyal alamadığını belirtiyor. Bu esnada telepat sıhhıye görevlilerini çağırıyor...

İlk olarak kasetin geçerliliği test ediliyor. Kaset Phoenix’te çalışan görüntü uzmanı Jim Dilettoso’ya gönderiliyor. Görüntü dijital biçime aktarıldığında oldukça sağlam bir tablo veriyor. Görüntü kaydırıldığında hareketli filmin kalitesi bozulmuyor, en önemlisi filmin orjinalinden kopyalandığını belirten bir şerit beliriyor. Bu da Victor’un dediğine uyuyor.

Diğer görüşü sorulan uzman ise Hollywood makyaj uzmanı John Criswell. Criswell eğer sahte ise uzaylı kuklasının çok titiz yapıldığını söylüyor. Videonun sahte olduğunu öne süren Criswell şunları söylüyor: “Dizayn çok iyi ve tasarım çok iyi gerçekleştirilmiş. Bunu her kim yaptıysa Hollywood’ta 1 dakika da iş bulabilir. Bunu eğer birileri yaptıysa çok akıllı oldukları belli çünkü birçok detayı saklamasını bilmişler. Bu da inanmanızı güçleştiriyor. Ancak hareketler çok gerçekçi gözüküyor ve küçük detayları nasıl yaptıklarını bilmiyorum. Karar vermek zor.”

Diğer bir uzman akademi ödülü sahibi olan makyaj efekt uzmanı Rick Baker. Baker filmin sahte olduğunu belirtiyor. Baker masa ve karanlık ortam ile uzaylıya ait birçok detayın saklandığını söylüyor. Uzaylının öksürme tarzı hareketleri ile başını sallamasını, birisinin kafasını arkadan eliyle kukla gibi hareket ettirmesine bağlıyor. Görüntülerin çok ilginç olmasına rağmen birçok detayın saklanmaya çalışılmasının inandırıcılığı bozduğunu belirtiyor.

Ancak birçok ufolojistin ve internet kaynaklarının belirttiği şey, uzaylıların ışığa çok duyarlı oldukları ve rahat olmaları için karanlık bir ortamda tutulmaları gerektiği. Hatta çok büyük ve kapkara olan gözlerinin esrarı da bu. Bu gözler çok sayıda siyah katman içeriyor ve gün ışığına karşı gözü korumayı amaçlıyor.

En kıdemli uzmanlardan biri olan Robert Dean görüntüleri görür görmez şunları söylüyor: “Bu çok güçlü bir şey(kanıt) ve bu bir tiyatro olayı değil, bu gerçek.” Robert Dean 1960’larda Avrupa NATO üssünde görev yapmış ve o dönemde ilk gerçek uzaylı hayatına ait kanıtlar ve eşyalar görmüş olan bir kişi. Dean gördüklerinden çok etkileniyor ve çok üzüldüğünü belirtiyor. Filmde görülen uzaylının çok hassas ve nazik bir varlık olduğunu ve çok dikkat edilmesi gereken bir şey olduğunu, devletin bu tür bir şeye en büyük önemi verdiğini ve bulundurulan filmin devletin bir nevi tepkisini çekeceğini belirtiyor.

Ufolojist Sean Morton teknik bilgiler ile ilgileniyor. Görüntünün sol alt köşesindeki “DNI/27” yazısının, “Department Name of Intelligence”, yani istihbarat bölümü ismi anlamına gelebileceğini belirtiyor. 27 rakamı ise bu bölümün güvenlik kodunu, seviyesini belirtiyor. İnip kalkan telepat ışığını kalp atışı olarak öngören Morton, kalp atışının çok düşük olduğunu, dakikada yaklaşık 30 civarında olduğunu belirtiyor. Morton uzaylıların ışığa çok duyarlı olduklarını, bu yüzden röportajların çok karanlık odalarda gerçekleştirildiğini belirtiyor. Uzaylının devasa kafasını tutan boynunun insanlardaki gibi kafanın arkasında değil, ortasında olduğunu, bu yüzden de kafa hareketlerini birinin kontrol etmesinin zor olduğunu belirtiyor. Son olarak, eğer sahte ise çok iyi bir iş çıkarıldığını söylüyor.

Avrupalı UFO araştırmacısı Michael Hesemann ise bu olayın gerçekte yaşanmış başka bir olay ile bağlantısı olduğunu düşünüyor. Uzaylının 1989 yılında ele geçirildiği bilgisinden yola çıkarak, Hesemann 1989 senesinde Kalahari Çölünde Güney Afrika hava gücüne ait savaş uçaklarının vurarak düşürdüğü bir UFO olayından bahsediyor. UFO enkazından iki tane uzaylı çıkarılıyor. Seneler sonra Güney Afrika ordusunda bulunan bir albayın dediklerine göre Amerika UFO, ya da UFO’lar karşılığında Güney Afrika’ya teknoloji veriyor. Bu takas sonucu uzaylılardan bir tanesi Ohio’daki Wright-Patterson hava üssüne, diğeri ise 51. Bölgeye getiriliyor. Victor’un sağladığı kasette görüntüleri bulunan uzaylının tanımı, Kalahari çölündeki enkazda bulunan uzaylı tanımına tıpatıp uyuyor. Hesemann Kalahari olayında elde edilen uzaylılara ait çizimler ile dökümanlardaki bilgilerin filmdeki uzaylı ile uyuştuğunu, filmdeki uzaylının eldeki bilgileri büyük olasılıkla doğrulayan bir kanıt olduğunu söylüyor.

Whitley Strieber “Communion” adlı kitabın yazarı. Birçok defa uzaylılarla temasta bulunduğunu öne süren ve uzaylılar tarafından kaçırılan insanların temsilcisi olan Strieber, görüntüleri görünce şok geçiriyor. Dedikleri ise şunlar: “Ne kadar tanıdık olabileceklerine bu görüntüleri görene kadar inanmamıştım. Eğer bu sahte ise, gerçekten çok iyi yapılmış. Bunu izlemek çok zor, çünkü bunu yapan kişi onların nasıl hareket ettiklerine dair şeyler biliyor. Tanrı’ya sahte olması için dua ediyorum, eğer değilse insanlık adına çok utanıyorum.”

Victor neden devletin bu tür bilgileri bilimsel keşifler için kullanmadığına dair sorulan soruya şunu söyleyerek cevap veriyor ve çarpıcı şeyler söylüyor: “Devletin amacı kontroldür, bedava enerji, kanser tedavisi gibi şeyler eğer devlet insanlığı düşünüyor olsaydı gerçekleşebilirdi. Devlet kontrol istiyor ve ne kadar kontrol yaratmaya çalışırlarsa onu kaybetmekten o kadar korkuyorlar. Bu projelerle ilgilenen insanlar bilgi bakımından çok ortalama insanlar. Ellerindeki bilgi ile ve onunla ne yapacakları hakkında tam olarak bir şey bilmiyorlar. Niyetleri belli değil. Ayrıca şu da var ki, uzaylıların kendi amaçları için devleti yönlendirmesi gibi bir durum da söz konusu olabilir.”

Robert Dean ise şunları söylüyor: “1949’tan beri devletimiz uzaylı teknolojisi, bilgisi ile uğraşıldığını biliyordu. Her geçen sene de elde edilen bilgiler, kavramlar, sonuçlar arttı. Şurası da belli ki biz onlara ait donanım elde ettik, mühendislik bilgilerini deşifre ettik ve hatta onları uçurduk. Devlet başta olmak üzere araştırmacılar, NASA çalışanları güvenliğin azaltılması ile insanlara bilgi sunmalıdır. İnsanların bu konularda bilgi elde etmeye hakları ve ihtiyaçları vardır. Kongrenin insanlara karşı sorumlulukları var ve bunları yerine getirmeli.”

Victor görüntüdeki uzaylının yaşayıp yaşamadığına dair bilgi vermiyor. Sadece uzaylıların ölmek konusunda rahat olduklarını ve onları diğer tarafta bekleyen bir araç, gemi bulunduğunu söylüyor. Diğer taraf ise ilk geldikleri yer, yani Zeta Reticuli gibi bir yer. Ayrıca bir başka boyuttan, gerçeklikten gelmiş olabilirler. Victor uzaylıların bir nevi şeytan ya da melek gibi güçleri ile baş edilemez varlıklar olabileceklerini ima ediyor...

Ufoloji Forum: 

Basligi duzeltin lutfen

bu arada arkadaşlar : area 51 the alien ınterview isimli video nun türkçe alt yazısı var mı eliniz de