Tarih Öncesinin Uzay Aracı Vimanalar

Atlantis Uygarlığı'nın Vimanaları

«... bir  uçan makineyi' İdare etmek büyük bir ayrıcalıktır. Uçma ya ait bilgi, bize kalan mirasların en eskileri arasında yer alır; 'Yükseklerden Gelenler'in bir hediyesidir. Biz (bu uçan makineyi) on-lardan, birçok hayatı kurtarmada yararlı otsun diye aldık.»
     Hatkatha (Kadim Babil Metni)
a — Atlantis Vimanalarr ve Genel Performans
İngiliz yazarı W. Scott Elliott'un 1895 yılında, yani Wright Kardeşler'in ilk uçakla uçuşlarından yaklaşık on, yıl önce yazdığı «Atlantis'in Öyküsü» (The Story of Atlantis) adlı kitapta, Atlantis Irkı tarafından kullanılan bir tür «uçan diskin ya da «hava gemisi»ni ayrıntılı ola¬rak tarif etmektedir. Bu kitapta, «eterik güç» ve «akaşa» gibi okült terimler ve ifadelere de rastlanmaktadır. En ilginci, «hava gemisinin, Amerikan Ordusu'nun uçan daire raporlarına tıpatıp uyan bazı özellikleri de tanım¬lanmaktadır:
«Atlantis'in hareket [locomotîon] metodları daha da harikulade olarak kabul edilmelidir, çünkü Keely'nin Amerika'da ve Maxim'in bu ülkede şimdi [İngiltere: 1895] yapmaya çalıştıkları hava gemisi ya da uçan ma kine o zamanlar gerçekleştirilmiş bir husustu.,. Bu, her an için kullanılan, yaygın bir ulaşım aracı değildi. Esir ler, hizmetkârlar ve emekçi kitleler ülkenin yolları üze rinde yürümek ya da yabanî hayvanların çektikleri, ka ba yapımlı arabalar içinde seyahat etmek zorundaydılar. Hava gemileri, onlara sahip olanların nispî adedini dikkate alacak olursak, o günlerin özel taşıtları ya da daha ziyade özel yatları olarak mütalaa edilebilirler. Bu araçların yapımı her zaman için zor ve masraflı olsa gerekti. Genellikle, birçok insanı taşıyabilecek şekilde inşa edilmiyorlardı. Birçokları sadece iki kişilik yapılıyor, bazıları da altı ya da sekiz yolcuyu alabiliyordu. Atlantis'in, savaşların ve çekişmelerin Altın Çağ'ı sona erdirdiği 'son günlerinde, havada yol alabilen savaş gemileri, doğal olarak, çok daha kuvvetli yıkım makineleri olduklarını kanıtlamalarından ötürü, büyük Ölçüde denizdeki savaş gemilerinin yerlerini almışlardı. Bu savaş gemileri, elli ve bozan da yüz elli kadar savaşçıyı taşıyabilecek şekilde yapılıyorlardı.
'Vimanalar' (hava gemileri) ya ahşaptan ya da metalden yapılıyorlardı. İlk vimanalar ahşaptan yapılmışlardı. Kullanılan tahtalar son derece inceydi. Ağırlık kazandırmayan bir maddenin tahtaya püskürtülmesi saye sinde tahtanın deri gibi sertleşmesi sağlanıyor ve böylece de hafiflik ile sağlamlığın gerektiği gibi bir arada bulunması temin edilmiş oluyordu. Metal kullanıldığın da ise, bu genellikle bir alaşım oluyor ve söz konusu' alaşımın bileşimine beyaz renkli iki metalle kırmızı renkli bir metal giriyordu . Ortaya çıkan alaşım, alüminyum gibi beyaz renkte ve hatta daha da hafif oluyordu. Vimananın kaba çerçevesi üzerine bu alaşımdan yapılma büyük bir levha örtülüyordu. Sonra bu metal levha, çer gevenin biçimini alana kadar dövülüyor ve gerekli görüldüğünde de elektriki kaynak yapılıyordu. Fakat metalden de yapılsalar, ahşaptan da yapılsalar, dış yüzeyleri görünüşe göre eksiz ve tamamen dümdüz oluyordu. Karanlıkta, fosforlu boyayla boyanmış gibi parlıyorlardı,
«Biçimleri gemiye benziyordu ama, istisnasız olarak her yanları kapalıydı:.. Sevk ve dümen donanımları her iki uçta da kullanılabiliyordu.Fakat, en ilginç soru, vimanaları sevkeden güce ilişkin olanıdır. İlk zamanlarda, sevkedici gücü kişisel vril’in sağladığı sanılmaktadır bunun herhangi bir mekanik cihaz ile birlikte kullanılıp kullanılmaması pek, önemli değildir fakat, daha sonradan 'vril gücü'-nün yerini, bilmediğimiz bir tarzda üretilmesine rağmen, yine de belirli mekanik düzenlemeler sayesinde işletilen bir güç almıştı. Bu güç, bilim tarafından henüz keşfedilmemiştir ama, Mazim'in kullandığı elektrik gücünden ziyade, Keely'nin Amerika'da üzerine eğildiği güce benziyordu. Aslında, 'eterik' mahiyette bir güçtü. Sevk edici güç sorununun çözümüne pek yakın olmasak dahi, bu gücün işletilme metodu tarif edilebilir. Kuşkusuz, mekanik düzenlemeler, vimanadan vimanaya az çok fark ediyordu.
«Aşağıdaki tanım, Poseidonis'in kuzey bölgesine hükmeden Kralın üç elçisinin, Güney Krallığının sarayına yaptıkları bir yolculuk sırasında bindikleri bir vimanaya aittir. Geminin merkezinde yer alan sağlam ve ağır bir metal sandık, 'üreteç' görevini görüyordu. Bundan çıkan güç, iki büyük esnek tüpün içinden akarak vimananın iki ucuna ve ayrıca, baştan arkaya kadar yerleştirilmiş olan sekiz talî tüp vasıtasıyla da küpeşte-lere [bulwarks] ulaşıyordu. Bunların, dikey olarak hem yukarıya hem de aşağıya doğru bakan çifte ağızları vardı. Yolculuğa başlanacağı zaman, sekiz küpeşte tüpü nün aşağıya bakan ağızlarının valfları açılıyordu bütün öteki valflar kapatılmış oluyordu. Bu tüplerden dışarıya salınan akım, yere, havanın kendisi gerekli istinat noktasını [fulcrum] sağlarken vimanayı yukarıya doğru götürecek kadar büyük bir güçle Çarpıyordu. Ye terli bir yüksekliğe ulaşıldığında, vimananın, varış yerinin aksi yönüne bakan ucundaki esnek tüp faaliyete geçiriliyordu. Bu arada, valfların kısmen kapatılmasıyla la da  sekiz dikey tüpten dışarıya salınan akımın varılan yükseklikte kalınması için yeterli olan miktara indirgenmesi sağlanıyordu. Artık vimananın [varış yerine göre] arka kısmından, yaklaşık kırk beş derecelik bir açıyla aşağıya doğru bakan büyük tüpten dışarıya salınan büyük akım hacmi, bir yandan varılan yükseklikte kalınmasına yardım ediyor, öte yandan da vimanayı havada sevk edecek olan büyük itici gücü sağlıyordu. Vimanaya yön verme işlemi ise akımın bu tüpün içinden salınması ile gerçekleştiriliyordu, çünkü bu tüpün yönünde yapılan ufacık bir değişiklik, vimananın rotasın da hemen bir sapmaya yol açıyordu,
«Fakat, sürekli bir denetim gerekli değildi. Uzun bir yolculuk yapılacağı zaman, varış yerine ulaşana kadar hiçbir müdahaleye gerek bırakmayacak şekilde tüpü sabit bir şekilde tutmak mümkündü. Ulaşılan maksimum hız saatte 150 km. kadardı. Uçuş yörüngesi, hiç bir zaman düz bir çizgiyi izlemeyip, daima, kâh Yeryüzü'ne yaklaşan, kâh uzaklaşan uzun dalgalar biçiminde oluyordu (4). Gideceği yere ulaştığında vimanayı durdurmanın yolu ki bu aynı rahatlıkla havada da yapılabilirdi aracın arkasındaki sevk edici güç, valfların kapanmasıyla birlikte giderek azalırken, varış yerinin yönüne bakan  uçta [başta] yer alan tüpteki akım gücünün birazını dışarıya salmaktı. Küpestelerden yukarıya doğru bakan sekiz tüp için henüz bir gerekçe gösterilmemiştir. Bunlar, daha ziyade, hava savasını ilgilendiriyordu. Ellerinde böylesine kudretli bir güç bulunan vimanalar, bu akım doğal olarak birbirlerine yöneltiyorlardı. Bu akım çarptığı vimananın dengesini bozup, vimanayı tersine çevirebiliyordu. Düşman aracının da bu durumdan faydalanarak mahmuzu [ram] ile hücum etmesi muhakkaktı. Ayrıca, gerekli valfların kapatılıp açılması işleminin hızla yerine getirilmemesi halinde vimananın yere düşme tehlikeside mevcuttu. Araç hangi pozisyonda bulunursa bulunsun, yukarıya bakan tüplerin kapalı tutulması gerekirken, akımın dışarıya çıkışını sağlayan tüplerin yere bakan tüpler olması gerekmekteydi.

 

 

Etiketler: 

yazılanlar doğru...

Şahsi kanaatime göre bu araçlar yeryüzündeki manyetik dalgaları kullanarak hareket ediyor karşıt kutup kullanarak'ta havada asılı kalıyorlardı.