Amerika'nın Uzaylılarla Yaptığı Söylenen Gizli Anlaşma

 

 

Anlatılanlar ve kimliği saklanan tanıklarla yapılan görüşmeler büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirilmiş, ses ve video bantlarından isimler özellikle silinirken, konuşanların kimlikleri titizlikle saklanmış. Öyleyse, bu durumda anlatılanların doğruluğundan nasıl emin olunabilir? Buna verilen cevap ise şöyle; “Bu tanıklar, Amerikan Hükümeti´nin ´Çok Gizli´ düzeyi ile olan ilişkileri, verdikleri isimler ve kaynaklar bakımından inanılır ve güvenilirdir. Tanıklar, görev yaptıkları dönemin istihbarat servislerindeki personelin adlarını ve rütbelerini doğru olarak biliyor ve anlatıyorlardı ve bunlar en ciddi düzeyde araştırılarak doğrulandı.”

 1950´lerde, hükümetin içinden seçilen bir grup insanla oluşturuldu. Görevleri, UFO´larla ilgili araştırmalar yaparak, elde edilen bilgileri derlemekti. En önemli amaçları, UFO´larla ilgili bilgileri, bilimsel olarak geliştirmek ve teknolojimize yardım sağlayacak şekilde analiz etmekti. “MJ 12″´nin üyeleri arasında, ABD Başkanı, Başkan Yardımcısı, Merkezi İstihbarat Örgütü “CIA” Başkanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı da dahildiler. “MJ 12″nin yönetim merkezi ise, Washington DC´deki Deniz Kuvvetleri Gözlemevi´ydi ve ABD Deniz Kuvvetleri “MJ 12″ politikalarıyla ilgili faaliyetlerin tümünde öncelikli sorumluluğa sahipti. Deniz Kuvvetleri personeli tarafından derlenen tüm bilgiler, analiz edilmek üzere “Aquarius” kod adıyla komutanlık merkezine aktarılıyordu.”

Falcon devam ediyor; ” MJ 12´nin kendi arasında ´İncil” adıyla tanınan bir kitap veya basılı bir dosya vardı. Bu kitapta, Truman döneminde, ABD´nin misafiri olan üç dünyadışı yabancı anlatılıyor ve tüm ayrıntılar veriliyordu. Ayrıca kitapta, dünyadışı canlılardan alınan teknolojik ve tıbbi bilgiler, onların kendi gezegenlerindeki sosyal yaşamları, Roswell´de bulunan cesetlere yapılan otopsilerin sonuçları ve evren ile ilgili bilgiler de yer alıyordu. Ama bu kadar değildi, devamı da vardı, 1988 yılında gelen ve yine ABD´nin konuğu olan ve dev bir gizlilik perdesi altında saklanan ikinci bir dünyadışı canlı grup daha anlatılıyor.”

“Dünyaya bugüne kadar üç ayrı dünyadışı canlı türü geldi..”

Falcon sürdürüyor; ” Bir diğer kitap daha var adı “Yellow Book” bu ise son olarak gelen iki dünyadışı canlı tarafından yazılmış. Kitapta, geldikleri gezegeni, Güneş Sistemi´ni, diğer güneşleri, kültürlerini, kendi toplumlarını ve dünyada nasıl yaşamlarını sürdürdüklerini anlatıyorlar.” Bu noktada Falcon´a önemli bir soru soruluyor, dünyadışı canlıların kökenlerinin neresi olduğu soruluyor; Falcon açıklıyor; ” Zeta Reticuli takımyıldızından geliyorlar. Bu takımyıldız onların ilk evi değil.” Bu noktada hemen akla gelen biri var, bir dönem hükümet adına çalışan hipnoz uzmanı ve fizikçi Bob Lazar dünyadışı canlılar tarafından kaçırıldığını iddia eden ünlü Betty Hill´i hipnoz etmişti ve Hill 1961 yılında yapılan bir seansta hipnoz altındayken Zeta Reticuli yıldız sistemini tıpatıp tarif etmişti. Ama, dünyalı astronomlar bu takımyıldızı ancak 1969 yılında ilk kez gözlemleyebildiler ve buldular. Öyleyse,arada kesin ama garip ilişkiler vardı ama bu ilişkilerin arasındaki bağ açıkça görülemiyordu.

Şimdi Falcon grubundan bir diğer kişiye geçelim, onun kod adı “Condor”. Condor, ABD Hükümeti ile dünyadışı canlılar arasında yapılan anlaşmalardan söz ediyor; “ABD Hükümeti ile dünyadışı canlılar arasında imzalanan anlaşmaya göre, ABD Hükümeti dünyadışı canlıların varlığını açıklamamayı kabul ederken, onlar da insan toplumuna yani dünyaya karışmamaya söz veriyorlar. Ayrıca ABD, dünyadışı canlılara özel bir bölgede, çok gizli tutulmak kaydıyla bir üs de veriyor. Söz konusu yer Nevada´daki 51. Bölge ya da öteki adıyla “Dreamland-Rüya Ülkesi” olabiir.” Şimdi söz yine Falcon´da; “Dünyadışı canlılar bu bölgede üslendiler yani Nevada´da. Benim bildiğime göre 1948 veya 1949´dan günümüze kadar üç ayrı dünyadışı canlı türü dünyamızı ziyaret etti veya konakladı, dünyada ilk dünyadışı bir canlı New Mexico Çölü´ndeki kazadan sonra ele geçirildi. Dünyadışı canlının adı EBE´idi. Hükümet tarafından üç yıl konuk edildi ve bakıldı.Ondan kültürleri, ırkı ve araçları hakkında çok şey öğrenildi. Diğer bir dünyadışı canlı ise, bir değişim programının parçası olarak, ABD Hükümeti´nin 1982 yılından bu yana konuğu oldu.”

“400 yıl yaşıyorlar ve çok zekiler…”

Birçok görgü tanığının çizdikleri resimlerin yanısıra, Falcon dünyadışı canlıları şöyle tanımlıyor; “Boyları yaklaşık bir metre ile bir metre on santim arasında değişiyor. Böcek gözüne benzer çok büyük gözleri var ayrıca birer iç göz kapakları bulunuyor. Yaşadıkları gezegende, gündüzleri güneş ışığı bizimkinden iki veya üç kez daha fazla. Onlar da dişi ve erkek olarak iki cinsiyetteler. Bizim burnumuzun olduğu yerde iki küçük delik var ve küçük bir ağıza sahipler. Bildiğimiz türde dişleri yok, dişlerin yerinde çok sert kauçuk benzeri bir alan bulunuyor. İç organları çok basit, kalbin ve ciğerlerin görevini tek bir organ yapıyor. Yine çok basit bir sindirim sistemleri ve büyük olasılıkla gezegenlerindeki çok güçlü güneş ısısı nedeniyle sertleşmiş ama son derece elastiki bir deriye sahipler. Beyinleri ise, bizimkinden çok daha karmaşık ve çok daha fazla kıvrım görülüyor.

Bizim görme sistemimiz beynimizin arka tarafından yönetilirken, onların ki beyinlerinin önündeki bir merkezden yönleniyor. Duyma yetileri bizlerden hatta köpeklerden bile çok ötede. Böbrek ve mesane sistemi de tek bir organ halinde, onlar da atıkları vücudlarından atıyorlar ama katı atıkları sıvıya dönüştüren ve bilimcilerimizin bir türlü tam olarak çözümleyemedikleri ekstra bir organları daha var. Ellerinde baş parmak yok, dört parmakları bulunuyor, ayakları küçük ve parmak araları perdeli. Yaşamları ortalama olarak bizim zaman ölçümüze göre 350-400 yıl arasında. Aslında genel olarak sürüngenlere benziyorlar. Bilindiği gibi dünyada bazı sürüngen türleri 500 yıl yaşayabiliyorlar. Bir timsahın 850 yaşında olduğu resmen açıklanmıştı. Ve tabii çok zekiler, eğer IQ ölçüsünü alacak olursak, IQ dereceleri 200´ün üzerinde.” Falcon dünyadışı canlıların sosyal yaşamları hakkında da bilgi vererek konuşmasına devam ediyor; “Onların da bir dini var, evrensel bir dine sahipler. Evreni Tanrı olarak kabul ediyorlar. Sevdikleri müzik türü eski Tibet müziğine çok benziyor. Genelde sebzeleri severek yiyorlar, dünyada en çok dondurmayı sevmişler, en çok da çilekli dondurmayı…” Şimdi Falcon´u bırakıp, adını saklamayan birine geçiyoruz;

Çok gizli bir üs…

Robert veya Bob Lazar yukarda adı geçen Nevada´daki ünlü 51.Bölge´de bulunmuştu. Aslında bir fizik uzmanı olan Lazar, ABD Hükümeti tarafından resmen görevlendirilmişti. Lazar, hiç çekinmeden birkaç ayrı UFO tipini tarif etti. Lazar, ayrıca Las Vegas´ın 15 mil kuzeyindeki Pagose Gölü yakınında gizli bir araştırma merkezi bulunuyordu. Burada U2, SR71, F-117A ve SR75 gibi çeşitli uçaklar geliştirildi. Üsde çok ciddi ve inanılmaz derecede sıkı bir gizlilik uygulanıyordu. Ölüm cezası bile vardı. Pagose Dağı´nın içine 9 hangar inşa edilmişti. Hangar kapıları öylesine doğaya uydurulmuştu ki, birkaç yüz metre yakından bile fark edilemiyordu. Lazar´a göre, bu hangarların içinde UFO benzeri uçan disklerin deneyleri yapılıyor ve uçuş prensipleri deneniyordu. Lazar, disklerin uçabilmesi için adına “Yerçekimi Amplifikatörü” denen bir aygıt geliştirilmişti. Aygıtın planları dünyadışı canlılar tarafından hazırlanmıştı. İki tür UFO vardı, birisi “Omicron” adı verilen bir gezegen veya bir yıldız çevresinde kısa yolculuklar yapabilen diskti. “Delta” adlı diğer tip ise, uzay-zaman alanı içinde hareket edebilen ve bu şekilde yıldızlar ve galaksiler arası yolculuk yapabilen olağanüstü bir araçtı. Araçların üçüncü ve bir diğer tipi ise, hem Omicron, hem de Delta konumuna geçebilen bir modeldi. Bu diskler veya araçlarla ilgili tüm bilgi vardı ve uygulanıyordu.

Lazar, üsden ayrıldıktan sonraki yıllarda çalışmaların bitirilmiş olacağını ve dünyada 80´li yıllardan sonra görülen UFO´ların hemen hemen tamamının dünya yapısı olduklarını iddia ediyordu. Ve bu araçlar gizli tutuluyordular. Lazar, dünyadışı canlıların sadece güney yarımküreden gözlemlenebilen Zeta Reticuli yıldız sisteminden geldiklerini vurgularken, Falcon grubunun söylediklerini onaylıyor. Bu yıldız sistemi dünyaya 38 ışık yılı uzaklıkta ve bir ve iki diye numaralandırılan ikili bir yıldız sisteminden oluşuyor, dünyadışı canlılar Reticulum 4 planetinden, yani Zeta 2 Reticuli yıldızının dördüncü planetinden geliyorlar. Galaksimizi ve yıldız sistemlerini doğal olarak kendilerine göre isimlendirmişler. Örneğin bizim güneşimize “Sol”, dünyamıza ise, güneşin üçüncü gezegeni olduğu için “Sol 3″ diyorlar. Yaşadıkları gezegende yani Reticulum 4´de bir gün, dünya zamanıyla 90 saat sürüyor. Lazar´ın dünyadışı canlıları tarifi, Falcon´dan çok farklı değil, hatta aynı gibi. Boyları bir birbuçuk metre arasında, ağırlıkları 15 ile 30 kg arasında, hemen hemen yeni yürümeye başlayan bir çocuk görünümündeler, başları büyük, her yönü görebilen badem şeklinde kocaman gözleri var ve genelde saçsızlar. Genelde mavi gri renkte tek parça tayt benzeri bir giysi ile görülmüşler.

 

UFO´lar nasıl çalışıyor (!)

Sonuç olarak gerek Falcon´un gerekse de Lazar´ın anlattıkları gerçekten ilginç; Örneğin Lazar, disklerin reaktörlerinin benzinle çalıştıklarını söylerken önce şaşırtıyor ama sonra bu benzinin bizimkinden çok farklı olduğunu anlıyorsunuz. Çok yüksek oktanlı ve petrolden değil, atom sayısı 115 olan bir elementten üretiliyor. Bu element ise bizim elementler için kullandığımız periyodik kartımızda bulunmuyor. Lazar Element 115´in dünyadaki elementler gibi tek yönlü değil, iki ayrı amaçla kullanılabilen bir element olduğunu belirtiyor ve açıklıyor; “Dünya biliminin henüz bilmediği ve özelliğini tanımlayamadığı Yerçekimi Enerjisi´ni Element 115 sağlıyor, ki bunun adı A Enerjisi, bu enerji Element 115´in çekirdeğinden kaynaklanıyor ve yayılıyor, ikinci olarak da, Element 115 anti-madde radyonunun kaynağı, bu da gereken hareket gücünü oluşturuyor.” Lazar´ın bu sözcüklerinden şu anlam çıkıyor; Her disk, kendi içinde birer minik gezegen olarak kabul edilebilirler.

Lazar´ın anlatımına göre, yukarda adı geçen Çekim veya Uçuş Amplifikatörü´nün sistemi A enerjisini bir yere odaklayarak, uzay-zamanın bükülmesini sağlıyor, uzay-zaman bükülümü ise, bir astro-fizik deyimi, basit bir anlatımla ışık hızından çok daha fazla bir süratle zamanın ve üç boyutlu uzayın dışında mekan değişimi olarak düşünülebilir. Uzay-zaman bükülmesi yine bir astro-fizik tanımıyla bir Kara Delik´in çekim alanı kadar bir güç alanını oluşturuyor. Böylece elde edilen dev enerji, ışık yılı gibi çok büyük uzaklıkların aşılmasını sağlıyor. Lazar ekliyor; “Bir uzay-zaman bükülümü içinde yolculuk yapılırken, Element 115, Element 116 denen bir başka elemente dönüşerek bir anti-madde alanını da yaratıyor. Anti-madde alanında oluşan zıt alan ise, Element 116´nın sayesinde % 100 enerjiye dönüşebiliyor. Reaksiyonun ısısı sonucunda, ortaya çıkan elektriksel enerji yeterli olduğu gibi, bir tür termo elektrik jeneratörü oluşturuyor. Sözünü ettiğim A Enerjisi, böyle sağlanırken, Delta durumuna geçildiğinde A Enerjisi, uzay-zaman bükülümünü sağlayınca bir tür Kara Delik ortaya çıkınca, ışık yılları aşılabiliyor…”

Lazar´ın anlattıklarını anlamak çok zor, sadece örneklemek istedik. Çok daha uzun anlatımları var ama aslında konu sadece bilim çevrelerini ilgilendiriyor. Sorular ve kuşkular sonsuz, tüm bu bilimsel ama amatörce gözüken iddialarıın resmen kanıtlanması gerek ama öte yandan da Robert Lazar´ında bir fizikçi olduğu biliniyor. Bilimsel çevreler ilginçtir, susuyorlar hatta Lazar´ı yalanlayan veya karşı çıkan kimseye de raslanmıyor. İki şey olabilir; Ya Lazar veya Falcon öylesine saçmalıyorlar ki, yetkililerin hiçbirisi onlara cevap vermeye tenezzül dahi etmiyor, kısacası ilgilenmiyorlar, ya da Lazar veya Falcon doğru söylüyorlar ve konunun daha fazla karıştırılmaması için yetkililer seslerini çıkartmayıp, yorumsuz kalmayı tercih ediyorlar. En iyi çözüm, dünyadışı canlıların ortaya çıkması, o zaman tartışacak birşey kalmayacak. Ama onlar da resmen ortada yoklar. Bu arada akla yukarda geçen bir söz de ister istemez geliyor; dünyadışı canlıların IQ dereceleri gerçekten 200´ün üzerindeyse, o zaman onları anlamamız hiç de kolay değil, hatta imkansız gibi…

 

Ufoloji Forum: 

konu ile ilgili kısa bir yorum yapmak istiyorum. bob lazar'ın anlattıklarının 'sahte' ve fizik uzmanlığının da 'yalan' olduğu dünyaya beyan edilmişti. robert'ın ve lazar'ın söylediklerinin nerdeyse aynı olduğu gözüküyor. hatta lazar'ın söylediklerinin şu an dünyada yaşandığına dair ciddi şüphelerim var. abd ile uzaylılar arasında yapılan gizli anlaşma 2012 yılında sona eriyor olabilir mi? şu an dünya kamuoyuna yayılan 21 aralık 2012 söyleminde kimlerin parmağı var? anlaşma gereği insanlara gözükmeyen uzaylılar son dönemde dünyanın hemen her yerinde araçlarını gösteriyorlar. 2012 yılında da tüm insanlara gözükerek abd ile aralarında olanları anlatırlarsa o zaman neler olacak? abd, ilerleyen zamanlarda her zamanki gibi dünyayı karıştıracak gibi gözüküyor.

hmmm, bir takım vizyona giren ve girecek olan filmlere bakılırsa evet birşeyler olacak gibime geliyor benimde. anlaşmaları olduguna ve hatta yıldız savaşları olduguna kesinlikle inanıyorum. yakında uzaylılar ile dünyalılar arasında geçen bir çizgi filmde vizyoba girecek tarafınızı seçin diyor hatta fragmanında. birde 9. bölge diye bir film vizyona grdi. bu holywood boşa kurulmadı. herneyse, zamanında obamanın yemin töreninde gördüğüm ufo üzerine ona yazdığım bir mektup var ama ingilizceye çevirtemedim. onuda yeni bir başlık konusu olarak açayım. sizde okuyup bir yorumlayın bakalım dostlar. aslında ufo teknolojisi ve fotosentez diye de bir tezim var ama çok resimli. ve element 115 ile 116nın ne olduguyla ilgili ilginç bir tesadüf ve bilgi anlatımıda var. 2012 ile ilgili söyleyebileceklerim, belkide hepsi arkadaşımındediğigibi abdnin bir oyunudur ve 3.dünya savaşını çıkartacaklardır diye tahmin etmekteyim....

Arkadaşlar ben bu konu ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim ki bu 2012 olayları bir takım gelişmelerin başlangıç yılı olacak. Benim düşünceme göre bazı yöneticiler bu konuda bir takım tedbirler alıyorlar. Sizlere bu konu ile ilgili olduğunu düşündüğüm bazı varsayımlarda bulunmak istiyorum. Hatırlarsanız Dan Brown bir romanında İllimunati adlı bir örgütten bahsediyor. Bu örgüt gizli bir silah üretmek peşinde olan bazı bilim insanlarını öldürüyordu. Ne hikmetse bu silah Cern'de üretiliyordu. Cern 'de tam da bu işte (Atlas deneyi) çalışmış bilim insanlarımız rahmetli Engin ARIK ve ekibi uçak kazasında öldüler. O sırada uçağı kaçırmış diğer bir bilim kadını da sonradan Bolu Kartalkaya'da uğradığı saldırıdan zor kurtuldu. Bu insanlar ayrıca Türkiye için büyük bir önemi olan bir proje üzerinde çalışıyorlardı. İnsan düşünmeden edemiyor bu nasıl bir amaçtır ki bütün insanları acımasızca öldürebiliyor. Kötü hemde çok kötü. Unutmadan Türkiye kendisi şimdi bu çalışmayı başlattı. Ve proje 2012'de bitirilecek!!!

türkiye bu çalışmayı başlattı dediğin o çalışma nedir dostum biliyor musun?

Cüneyt kardeşim Türkiye'nin başlattığı çalışma kendi nükleer füzyon teknolojisini kurma çalışması. Binayı TOKİ inşaa edecek. Neden bu iş TOKİ'ye verildi bilmiyorum. Ama bu sistemi Türkiye'ye getirmek isteyen Bilim insanları maalesef artık yok. O uçak kazasında biz çok kıymetli insanlarımızı kaybettik. O kadar ki bu proje yıllarca aksadı. Aynı Cern'deki gibi deneyler yapılacak. Tabi eksiklikler olacaktır. Ama zamanla bu eksiklikler giderilecek. Umuyorum ki biz de bu konularda artık söz sahibi olacağız.

Şimdi aklıma bir başka ilginç konu geldi. Yukarıda Amerikanın elindeki uçan dairelerin zamanda yolculuk yapabildiğinden bahsediliyor. Madem öyle  bu Amerikalılar sakın zamanda yolculuk edip geçmişe gitmiş olmasınlar? eğer öyleyse bu geçmişte görülen cisimleri çok iyi anlatır. Tabi bunlar sadece benim hayalim de olabilir. Neden olmasın? Bir düşünsenize adamlar merak edip Hz. İsa'nın doğumunu görmek istemişler. Ne ilginç olurdu değil mi? Öyle bir imkan olsaydı ben kimi görmek isterdim. Belki yüce Peygamberimizi. Ama o şerefe layık olmak zor. Ben en çok Atlantis'i görmek isterdim.

amin inşallah, allahın izniyle kurulur umarım. bu arada diğer teorilerine bir başka teori ile cevap vermek isterim. ufolar bana göre zaman makinesi değildir neden zaman makinesi denmiştir onuda anlayabilmiş değilim...

bilindiği gibi gezegenimize yıldızlardan gelen ışıklar milyonlarca yıl önce olup biten şeylerdir. yani şimdi uzaydan birisi bizi gözetliyorsa ya ilk insanı görüyordur yada dünyanın yaratılış şeklini. yada peygamber efendimiz zamanını yada osmanlı zamanını bunu bilemeyiz. eğer bu adamın elinde ufo varsa ve bizi kendi gezegeninden gözetleyip böyle ışık yılları gibi bir zamanda yolculuk yaparsa bu adam dünyaya vardığında şimdiki zamanı görecektir. yani geleceğe gidecektir. geçmişe gitmek isterse o zaman tam tersi bir yolculuk yapması gerekir ki buda imkansızdır. çünkü geçmiş geçmişte kalmış ve gelecek zaten yaşanmaktadır...ve bu kişi geçmişe gitmek isterse o zaman ışığın tam tersi istikametine, yani kendi gezegenine gider ve bizi ordan incelerse yine geçmişi görecektir yine gelirse bu sefer burdaki varsa tanıştığı kişiler çoğunu yaşlanmış görecektir. yani tam tersi bir durum söz konusu. geçmişe gidicem diye geleceğe geleceğe gidicem diye geçmişe gidiliyor...bilmiyorum tam olarak beynimdeki olayı anlatamıyorum ama bu iş böyle...

Ben dediklerinize katılıyorum ama bu bi tartışma konusudur.Mesela geçmişte magralara yapılan ufo resimleri,roketler,uzaylılar bunların olduğuna dağir bir kanıttır.Bu yüzden uzaylıların olduğuna inanmayanlar bir kere daha düşünsün derim.Amerikanın uzaylılarla ilgili bir balantısı oldugunu düşünüyor arkadaş bu bence doğru olabilir 500 yıl önce kurulmuş ama bütün teknolojiler bütün güç amerikada bu da bunun kanıtı olabilir

Değerli Arkadaşlar

size bir soru,

şunada siz bir ddv olsaydınız insanoğlu ile şimdi aleni-resmi  olarak irtibata geçmek istermiydiniz.?

kendi adıma konuşuyorum ."ASLA"

 

Geçmişte piramitlerin DDV ler tarafından destekli yapıldığı teorisine baktığınızda ( ki ben buna inanmıyorum düşüncelerimi daha önce belirtmiştim) , Ozaman insanlarla irtibata geçip piramit yapımına yardım eden DDV ler neden şimdi irtibata geçmiyorlar. ?

cevabı basit asla öyle bişi olmadı. konuu dağıtmadan yine konuya dönmek istiyorm

 

mevcut DDV vakalarının hiç birinde canlı olarak ele geçirilen DDV yoktur. Ele Geçenler ya ölü yada sadece Gemi.

sonuç olarak DDV lerin hiçbiri resmi olarak anlşama yoluyla hiçbir devletle irtibata geçmemiştir.

Bahsedilen ufolar şunaki teknoloji ile yapılabilmektedır tabiki DDV lerle aramızda teknoloji farkı vardır ama dünya teknolojisi bunu yapmaya müsaittir günümüzde.

DDV ler neden iritbata geçmez  sizce ? ( bence enaz 1 yad 2 asır geçer en az hatta bu yüzyılda ihtimal bile görümüyorum )

kendinizi onların yerine koyduğunuzda ilk irtibata geçilen DDV bir şekilde alıkonularak çeşitli deneylere tabi tutulur kobay olur yani sonuçta ölme riski çok yüksek

anlaşma konuusu bana göre çok çok çok uzak bir ihtimal.

saygılar.

değerli Arkadaşlar

 yeni öğrendiğim bir bilgi. devlet düzeyinde DDv lerle ortak çalışan bir ülke Rusya .. Şu an için başka bir ülke yok..

ilerde nolur bilmiyorum.

 

 

saygılar...

vay be baya güzel bilgiler vermişin okurken heycanlandım teşekkürler